Kusursuzluk tuzağı

Günümüz dünyası fiziksel kusursuzluğun arayışının yanı sıra, bizleri kusursuz insanlar aramaya sevk ediyor. Güzel/yakışıklı, akıllı, zekî her halükarda konusmasını ve davranmasını bilen insanlarla ilişki kurmak istiyoruz. Fakat, tuhaftır ki kusursuz insanları arama çabamız kendimizi düzeltme, kusursuzluk yolunda törpülenme gibi bir düşünceye itmiyor. Öteki her hâliyle mükemmel olmalı ve en büyük kusursuzluğu bizleri kusurlarımızla kabul etmek olmalı. Öyle ya, dünya ve insanlar etrafımızda dönmeliler, emrimizde olmalılar. Herşey bize endeksli olmalı ve dilediğimiz gibi olduğu taktirde kabul görmeli.

Bu kusursuzluk anlayışı ve arayışı evliliklerde de baş göstermeye başladı. Zannımca evlen/e/memelerin ve boşanma oranlarının artmasında kusursuzluk arayışı önemli bir etkendir. Evlilik düşüncesi içinde olan gençlerin kriterlerini yerine getirmek oldukça zor. Resmen insan üstü, hatasız bir mahluk arıyorlar. Tabi kriterlerin en önemlisini es geçmek olmaz; “Beni olduğum gibi kabul edecek”. Sizce komik değil mi? Apaçık iki yüzlülük, haksızlık, kendini beğenmişlik ediyoruz. Boşanma konusuna değinmek gerekirse, kısa zaman içinde ayrılık kararı alanlar en ufak hatalara karsı tahammülsüzlük hissedenlerde daha sık görülmektedir.

Bu hasletler bizleri yalnızlığa itiyor. İnsanları sadece yüzeysel bir biçimde tanıma ve onlarla birkaç saatlik tanışmışlıklardan sonra başka arayışlar içine salıveriyoruz kendimizi. Hiç veya yeterince tanımadığımız insanların bize karşı ne kadar kibar ve nazik bir tutum takındığına hepimiz şahit olmuşuzdur. Belki de kendini beğendirmek adına, güzel bir imaj yansıtmak adına benliğinin sadece bir parçasını bize sunan yabancı insanlarda bulabileceğimiz kusursuzluk bizleri ancak kısa süreçler içinde tatmin edebilecektir. Bir zaman sonra tanımaya başlayıp maskeleri düşünce, kusur olarak algıladıklarımız ve onlara karşı duyduğumuz hazımsızlık ortaya çıkıp bizleri o insanlardan belki de uzaklaştıracaktır. Tabi karşı tarafın kusur olarak algılayabilecekleri de ortaya çıkacaktır ve o derecede bir uzaklaşmanın ortaya çıkma riski doğacaktır.

Konuşma şeklimiz, davranışlarımız, fikirlerimiz konusunda ayrışmalar illa ki olacaktır. Bizler farklı insanlarız, farklı ortamlardan istifade ederek bugünlere geldik, farklı düşünce akımlarına kapılarak kendi fikirlerimizi oluşturma fırsatı edindik, farklı şekillerde eğitildik/öğütüldük. Kusur olarak gördüklerimiz aslında farklılıklardır. Onlar yok edilmesi gereken hasletler değil, korunması gereken zenginliklerdir. Her ne kadar farkında olmasak da, tek tip insan arayışımız bizleri kaos’a sürükleyebilir. Oysa ki farklılıklarımız, eksikliklerimizin tamamlanmasına yol açıyor. Sosyalleştiğimiz taktirde tamamlanıyoruz. Evlilik kurumunu örnek alacak olur isek; bizden farklı olan diğer yarımızı bulduğumuz taktirde bütünleşmiş bir insan hâlini almış oluyoruz. Ve her ne kadar “ruh ikizi” deyimi kullanılsa da, bizden farklı olan, farklı bir fıtrat üzere yaratılan ve bize eş olarak kılınmış farklı bir insandır eşimiz. Eşit değildir, eştir. Farklı olsa da aynı haklara sahiptir.

Devamı için tıklayın

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın