Aliya İzzetbegoviç: Umut veren hayatın başlangıcı

Zevkle okuduğum bu makaleyi sizlerle paylaşmak istedim…
Değerli siyaset adamı ve düşünür Aliya İzzetbegoviç, 1925’de Bosna’nın kuzey batısında bulunan BosanskaKrupaşehrinde, Balkanlarda İslam tarihinin köklü ailelerinin birinde doğdu. Annesi, takvalı, itaatkâr bir kadın olup oğlunun kalbine İslam sevgini yerleştirdi. Küçük bir çocuk iken Kur’an-ı Kerim’e ve özellikle Rahman suresine âşık olmuştu. Lisede öğrenciliği döneminde bazı arkadaşlarıyla birlikte ″Müslüman Gençler″ (Mladi Muslimani) kulübünü kurdu, kulüp sonra büyüyüp bir hayır ve kültür cemiyetine dönüştü; Aliya İzzet’in de hukuk okuduğu Saraybosna Üniversitesinden, kulübe çok sayıda öğrenci katıldı; cemiyet, İkinci Dünya Savaşı esnasında büyük sosyal yardımlarında bulundu.
Nazi Almanya’sı, faşist bir cumhuriyet olarak Yugoslavya’yı işgal ettiğinde, Müslüman Gençler kulübü faşist rejimi boykot etti ve rejim, kulübe baskı uygulayarak yasal haklardan mahrum bıraktı. Aliya İzzet, avukat olarak mezun oldu ve Almanca, Fransızca, İngilizce gibi Avrupa’nın temel dillerini öğrenmeye çalıştı; kendi özel çabalarıyla, sosyal bilimlerde, İslam düşüncesinde ve edebiyatta köklü bir kültür oluşturup bu dallarda bilgin oldu, başta ″Doğu ve Batı arasında İslam″ ve ″Özgürlüğe Kaçışım″ olmak üzere, kitapları açık tanıktır.
Kızıl İlerleyişe Meydan okuma
İkinci Dünya Savaşından sonra Yugoslavya’da Müslümanların sıkıntıları daha da artmaya başladı. Josip Tito önderliğinde Komünist Parti hükmü ele geçirince, İslam’a karşı baskıcı bir politika uyguladı, çok sayıda Müslüman önderi tutuklayıp büyük bir kısmını idam etti. Devrimi bir metoda ve açık siyasi dile sahip Müslüman Gençler kulübü, baskıyı daha çok hissetti; Komünist rejim kulüpten iki bin kişiyi tutukladı ve içlerinde Aliya İzzetbegoviç de vardı; İzzetbegoviç, (1949-1954) seneleri arasında beş yıl hapiste kaldı. Hapisten çıktıktan sonra 1962’de avukat olarak çalışmaya başladı ve Yugoslavya’da Müslüman Âlimler cemiyetinin bastığı ″Takvin″ dergisinde İslami fikir çalışmalarına devam etti.
1981’de bir kısım makaleleri ″İslami Manifesto″ adıyla bir kitapta toplanıp basıldı. Kitap, antikomünizm görüşlere sahip olduğunu gören komünist rejimi kızdırdı, özellikle kitabın başlığı, Karl Marks ve Friedrich Engels’in 1848’de bastıkları ve komünist harekâtın İncil’i olarak algılanan ″Komünist Manifesto″ kitabına tam karşıttı.
Aliya İzzetbegoviç 1983’te sahte bir duruşmayla yargılanıp on dört sene hapse mahkûm edildi ve beş çileli sene daha komünist hapishanelerinde kaldı. 1989’da Komünist rejim yıkılınca, tekrar mahkeme edilip beraat ederek hapisten çıktı ve yeni açılımın havasında siyasi çalışmalarına başladı. Siyasi bir parti kurarak bir süre Bosna’nın Cumhurbaşkanı oldu (1990-2000) ve ardında unutulmayacak izler, hatıralar bırakarak, 2003’de aramızdan ayrıldı.
Barbar Medeniyetin Galibi
Komünizmin yıkılışıyla Bosna Müslümanları hayır umudunu besleyip, yıllarca ülkelerinde şafağını bekledikleri hürriyetin geldiğini sandılar. Ama yeni bir düşman, çirkin başını göstermeye başladı ve komünizmden daha kötü, daha kanlı oldu; bu düşman, geçmişte Müslüman Türkler ile Hıristiyan Balkan Slavları arasında yaşanan çatışmaların bıraktığı gizli kinin etkisiyle, İslam’ı kökten kazımaya çalışan Sırp faşizmiydi. Avrupa da, Müslümanların yurtlarını müdafaa edebileceği herhangi bir silahın ellerine ulaşmaması için, uygulanan silah ambargosunda Sırplarla ittifak ettiler. Müslümanlar soykırım yaşarken bazı Avrupa yöneticileri, Avrupa’da kurulabilecek bir İslam devleti tehlikesini tartışıyorlardı. Bu ölüm kalım savaşında halkına önder olma görevi Aliya İzzet’e döştü ve Srebrenitsa v.s şehirlerde büyük kurbanlar verilip kan gölleri oluştuktan sonra Bosna’nın istiklali ile son buldu.
Aliya İzzet, mütevazı ve hikmet sahibi bir bilgeydi. Hapiste tahrik ve aldatmalara karşı direndi, hapishane dışında da zorluklara karşı sabretti. İlimle ameli, fikirle davaya bağlılığı bir arada yürütürdü. İleri zekâlı ve çok cesaretliydi ancak cesareti daha ön plana çıkartırdı. Bir yazısında, ″halk zekâ değil, cesaret şarkısını çağrıştırdı… Çünkü cesaret daha az bulunur″ diyor. Karşılaştığı en zorlu sıkıntılarda dahi Aliya İzzet, en büyük düşmanına karşı bile kin beslemeyen o büyük yüreğin sahibi adam olabildi. Kendisini anlatan şu sözleri çok gerçekçidir: ″Ben nefret etmem, sadece darılırım; kimseyi küçümsediğimi hatırlamıyorum.″ intikamı adalet olarak görmezdi, affetmeyle birlikte işleri nisabına götürmeyi, mazlumlardan zulmü kaldırmayı severdi. Bununla ilgili şöyle diyor: ″Zulmü yok etmenin tek yolu müsamahadır… Her adalet yeni bir zulüm değil midir?″ Bu geniş akıl, büyük yürekle Aliya İzzet, dünyanın gözü kulağı önünde halkını yok etmek isteyen o barbar medeniyeti mağlup etti.
Hürriyet Aşığı Tutuklu
Aliya İzzetbegoviç, hürriyeti insaniyetin cevheri olarak görürdü, diktatörlüğü en büyük düşmanı gördüğü gibi. Düşünce melekesini, hiçbir maddi gücün zorla alamadığı, insan gücünün özü, hürriyetinin kaynağı olarak itibara alırdı. Komünizm hapishanelerinde kendisini anlatan yazısında ″Konuşamayabilirim ancak her zaman düşünme imkânım var ve bu imkânı sonuna kadar kullanmaya karar verdim″ diyor. Komünist yönetim kendisiyle İslam’ın bazı prensipleri üzerinden pazarlık yapmak istedi fakat kendisinden sadece direniş ve karşı koyma gördü. Bunu hapisteki gizli defterinde şöyle yazıyor: ″Gece ziyaret zamanı olmayan bir vakitte kapı çalındı, ziyaretçi odasında sevinçli yüzleriyle Leyla ve Sabinayla (iki kızı) karşılaştım, hemen hatta daha kapıda hiçbir kötülüğün olmadığını söyleyeceklerdi. Sonra Bosna Cumhuriyeti af komisyonu başkanı Nikola Stojanoviç’in nasıl af önerisinde bulunduğunu ve serbest bırakılacağımı söylediğini tek tek anlattılar. Aracı ise Leyla’nın ders arkadaşı, o zamanki af komisyonun sekreteri ve dilekçeyi yazan Zıdravko Joriuchc imiş. Yazıyı okudum ancak imzalamadım.″ Kendisini tutuklayanlardan af dileyip siyasetten ve kamu işlerinden uzak durmak için kendisinden imza talep ettiler ancak reddetti ve bunun sonuncunda iki sene daha hapiste kaldı.
Hapishane çilesi ona çok şey öğretti. Hapiste bazı hatıralarını yazar ve tutuklayanların gözünden uzak tutardı. Bu hatıraları daha sonra “Özgürlüğe Kaçışım″ adlı kitabında yayınlandı. Ve bu hatıralar köklü bir imanı, keskin bir zekâyı, hayat ve sorunlarıyla ilgili derin bir anlayışı gösteriyorlar. O hatıraların ikisinde şöyle yazıyor: ″Hapis, insana son derece acı bir bilgi takdim ediyor″, ″Hapiste insan, yer eksikliği ve zaman çokluğu sıkıntısını çeker″
İnsanlık Mesajının taşıyıcısı
Aliya İzzetbegoviç derin bir İslamcıydı ancak geniş insani ufuklarda. Mirasını inceleyen, onun geniş insani kültür kapasitesine şaşırır. O felsefe, dinler tarihi, hukuk, tarih, edebiyat ve resim alanlarında bilgindi. Kitaplarının dipnotları, alıntıları ve notlarının zenginliği, Doğu ve Batıda akıl almaz bir geniş insani düşünceye vakıf olduğunu, okuduklarını eleştiren sistematik bir akla sahip örnek bir şahsiyet olduğunu göstermektedir. Hazmedilmeyen veri birikimini sahibine yük olarak görür ve bilgi olarak isimlendirilmesinin asla uygun olmadığını savunurdu. Bununla ilgili şöyle yazar: ″Aşırı bilgi bazen üretici fikri boğabilir… İnsan bilgiyi birkaç ciltte toplayabilir ancak tertipsiz ve görüşsüz… Öğrenenlerin çoğu gerçek bir bilgiye sahip olamadan yaşayıp öldüler… Düzenleyeni olmayan iyi madde yığını, hep yığın olarak kalacaktır″
Aliya İzzetbegoviç, kitapları aracılığıyla İslami ve insani düşünceye büyü katkıda bulundu. Bu kitapların en mühimleri şunlardır: ″Doğu ve Batı Arasında İslam″, ″Özgürlüğe Kaçışım″, ve ″İslami Manifesto″. İzzetbegoviç, derin bir inançla İslam’ın bir insani mesaj olduğunu ve günümüzde beşeriyetin ona çok muhtaç olduğuna inanıyordu. İslam nitelikleriyle, insan ufkunu kapatan, görüşünü engelleyen kör madde ile hayat savaşından çekilmeye, mağlubiyete götüren topal mana arasında orta bir yok takdim eder. Aliya İzzet’in dillendirdiği gibi, insanı ikiye ayırmayan, dengeli bir şekilde formüle eden o ″Üçüncü yol, İslam’dır″. Objektif maneviyat, İslam’ın en mühim özelliğidir. Aliya İzzet’in görüşüne göre, İslam’da kâmil insan ″aziz″ değil, belki gerçekçi, güçlü, sosyal görevlerini yerine getiren, hayattaki sorumluluğunu üstlenen imanlı kişidir. Aliya İzzet’e göre, eğer İslam’ı tam olarak anlarsak, objektif, sorumlu insanın ″aziz″den daha büyük olduğunu göreceğiz; masum meleklerin çok hata işleyen Âdem’e secde etmelerinin arkasındaki sır, işte budur.

İslami imanı ve insani ufkuyla barbar medeniyeti mağlup eden Aliya İzzetbegoviç’e Allah rahmet etsin. (amin)

M. Muhtar Şankiti

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın