Leyla İle Hasb-I Hâl

Leyla bir özge candı hani? Ela gözlü bir çöl ahusuydu! Ne oldu da sert rüzgarların tarumar ettiği kırgın bir çiçeğe dönüştü hoyrat ellerde? Mecnun’un biricik aşkı Leyla! Ceylan gözlü güzel. Halbuki hikayesi yüzyılların ötesine, ılgıt ılgıt ilkbahar meltemleriyle kalplere taşınmışken, sevda tomurcukları filizlenemeden bu çağın zalim duygularına yenik düştü.

Duygu diyorum Leyla! Belki de duygusuzluk demeliyim. Hissizlik. Yok olmuşluk. Çünkü ne sen kaldın geriye, ne de Mecnun. Fuzuli’nin kemiklerini sızlatıyor aşk hikayeleri artık.

Kalp dönek midir sahiden? Eskiden de öyle miydi? Aşk, masalsı bir destandı o hülyalı zamanlarda.

Aşk yüce Yaradan’ın Adem’le Havva’ya bahşettiği bir nurdu Leyla. Ya şimdi? Özümüzde Adem ve Havva’dan geriye ne kaldı?

Manevi yoksulluk ve yoksunluk içinde debelenip durmakta insanoğlu. Yusuf ile Züleyha’nın kıssasından ders çıkarıp öğüt alan sevdalılar nerede? Hangi boynu bükük mezar taşı süslüyor kabirlerini? Benim, onların rahmetle kuşatılmış sadakatine ihtiyacım var.

Yaşadığımız alem-i hayale bir anlık veda edip bir bak! Şimdilerde de adı Leyla olanlar var. Sabah dokuz akşam sekiz çalışan, kendini dışarılara atmış, güzelliği sere serpe dağa taşa değen, kem gözlere hedef olan Leylalar. Kalbi kırık. Ruhu örselenmiş. Sevilmeyi ve sevmeyi isterken, önüne dayatılan kariyer ve kendini kanıtlama arzusu arasında sıkışıp kalan, gizemli kabuklarından sıyrılmış inci taneleri. Bir de şu veya bu nedenle evlendirilmiş, “eşimdir, ahirimdir” dediği adamdan bir nebze sevgi göremeyen, bunalımlarının girdabında ömrünü çürütenleri de unutmamak lazım. Onları gördükçe kendi kendime soruyorum Leyla! Gerçekten sevgi; kaf dağının ardında, zümrüdü anka kuşunun kanadındaki tüy kadar nadide ve eşi bulunmaz bir güzellik mi? Sevginin peşinden gittikçe daha derin dehlizlerde kayboldum. Issız ovalardan, karanlık vadilerden, kuytu köşelerden geçtim. Çeşit çeşit aşk ehliyle tanıştım. Hiç birinin gözlerinde sevdayı göremedim. Hepsi renkli bilyeler gibi sahte ve donuk bakıyorlardı sevdalılarına.

Ya Mecnun’lara ne demeli Leyla? Gözlerini para ve mevki hırsı bürüyen, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmeyen, kalbindeki nefsani hastalıklara yenik düşen, gördüğü her güzeli “aşk İstanbul’da dile gelmiş, vara seyredile. Bu olmazsa başka mevsime, başka dilberle” nazarıyla seyredip hasb-ı hal edenler Adem olabilir mi? Mecnun olabilir mi? Hayır! Reddediyorum. Sen de inanma. Onlar, senin meftuniyetinden Mevla’ya ulaşan iman ehli aşıklar olamaz.

Ah Leyla! Kalbim nasıl sancıyor bilemezsin. Yârdan ayrılık değildir bizi üzen. Huzur limanından ayrılalı epey vakit geçmiş olan aşıkların bu diyarı terkidir. Üstelik arkalarından zarif boyunlu kır menekşesi işlenmiş bir ipek mendil dahi sallayamadım.

Çok aradım onları. Lale devrinde. Saray bahçelerindeki ağaçların altında. Haremlikte, selamlıkta. Sabah namazlarından sonra güneşin doğuşunu yapayalnız izlerken. Huşu ile namazlarımı eda ettiğim o eski ve görkemli camilerde. Boğazın sularında nazlı nazlı  gezinen vapurun güvertesinde. Bir martının göklerden denize doğru süzülüşünde.

Şehrin isyan ve nisyanından, akıl almaz koşuşturmacasından, bozuk para gibi harcanıp sarfedilen aşk sözcüklerinden ne kadar da uzaktadırlar gerçek aşk sahipleri. O yüzdendir herkesin kendine ait olmayan maskelerle dolaştığı karmakarışık caddelerden, sokaklardan, kalabalıklardan uzak duruşum.

İnsanlara bir bak! Hakikate ve kıymete değer güzelliklere göre değil, heveslere, giysilere ve mevkilere göre kalplerini bırakıyorlar sevdaya. Sen bir çöl çiçeğini kendine seve seve ömür çiçeğin yapardın değil mi Leyla?

Şimdi ikimizde bu alev alev yanan çölün ortasında birer vahayız. Bir alev ki adı dünya. Elimde bir inanç manzumesi dolaşıyorum, arıyorum doğruyu bulabilmek için yıllardır.

İnancımı kaybetmedim Leyla! Kaybetmek istemiyorum. Denizin ortasında girdaplara yakalanmış bu insanların arasında bir umut olmalı. Aşkı ayaklarının altına alanların karanlık yüzlerinden kaçıyorum nicedir.

Şeytanın kibrini, sahtekarlığını üzerine bir dürüstlük(!) hırkası gibi giyinip rol yapan insanların ağzından çıkan gürültü kirliliğine dayanmak kabil değil. Nedir bu bitmek tükenmek bilmeyen vefasızlık? Günahlardan arınmış samimi gözyaşlarının süruru nerede?

İnkâr ediyorum Leyla! Tüm varlığımla haykırıyorum. Ben bu sevgisiz insanlardan beriyim. Sen de berisin. Biz biriz Leyla! Seni bensiz hayal etmiyorum. İmtihanımız birlikte. Kaderimiz de. Ya birlikte ulaşacağız vuslata, ya da bir ömür ah edeceğiz aşk kitabının satırlarına nefsini bulaştıranlara.

Fuzuli’nin ilham aldığı sadık aşıkların devri geçeli kaç yüzyıl oldu bilmiyorum. İsimleri ve cisimleri toprakla hemhal olanlar hangi beyaz güllere gülümseyerek gittiler?

Devir değişti diye her şey böyle kirlenmemeliydi oysa. Bu kadar özünden kopmamalıydı sevdalar. Maneviyattan yoksun her duygu beraberinde acıyı da getiriyor. Bu çağın en büyük eksiği de bu değil mi Leyla? Siyahı beyaza tercih edenlerin karmakarışık isyanları içinde kaybolup gitti aşk.

Birbirlerinin gözlerine bakmaktan imtina eden sevgililerin, sevdiğine namahrem bir nazar değmesindense boynunun vurulmasına razı gelecek Mecnun’ların devri kapandı. İmkansızlığa kader diye boyun eğip vuslatı ahrete saklayanların uhrevi umutlarına şöyle bir gülüp geçiyor taş yürekli insanlar. Mühür vurulmuşların en aşağı mertebelerinde bulunanlar fitne meclislerinde dil uzatır olmuşlar yürekten seven o giranbaha gönül insanlarına. Gözlerine mil çekilmiştir ki Rabb’in huzurunda hayırlı olanı göremezler.

Biz onları örnek almaktan Rabbe sığınırız. Varsın her şey hayallerde de olsa kilitli kalsın. Aynaların sırlarında gizlenip, tevazuyu ilke edinen çehrelere fısıldayalım hikayemizi sadece.

Varsın bize eski zaman hayalcisi desinler, varsın bize bu devrin yabancısı desinler, varsın bizim aşk kitabımızı  tarihi bir kütüphanenin tozlu raflarından birine hapsetsinler ne çıkar! Biz seninle yine gözlerimiz yerde, boynumuz bükük, ellerimiz gökte Yüce Yaradan’a dua edip bekleriz sevdanın yolunu. Velev ki binlerce yıl geçse bile.

Aşkla Besmele çek! Otur yanıma. Yusuf sûresini okuyalım. Sonra da Leyla ve Mecnun’u. Babil de ölüm İstanbul’da aşkı. Yalan sevdalar onları yaratan(!)lara kalsın. Biz Yaradan’ın lûtfettiği ilahi aşka boyun eğelim. Tıpkı senin aşkından Mevla’ya ulaşan Mecnun gibi. Şu fani bedenlerimizden sıyrılıp bâki olan dünyaya varalım. İnsanoğlu ancak cennette aşkın kıymetini anlar Leyla. Kalbimizi o büyük güne kadar mücevher gibi saklamak boynumuzun borcu olsun. Tüm sırların sahibi! Aşkımızı kabul et…

 

Özlem DOĞAN
Ayvakti (Nisan 2011)
http://www.ayvakti.net

 

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın