Muharrem ayı ve Aşure Günü

Muharrem ayı, Kameri takvim yılının ilk ayıdır. Fecr suresinde geçen Andolsun fecre ve on geceye” (Fecr Suresi, [89:1-2]), ayetlerinde geçen “On gece”den maksadın Muharrem ayının ilk on gecesi olduğu da ifade edilmiştir. (Hak Dini Kur’an Dili, 8:5793) Muharrem ayının fazileti hakkında Peygamber Efendimiz (sav)’den bazı hadis-i şerifler bize kadar ulaşmış ki, bunlardan birisi şöyledir:“Ramazan orucundan sonra, tutulan oruçların en faziletlisi Allah’a izafet ile şereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur” (Riyazü’s-Sâlihin, II, 504). Diğer hadislerde, Muharrem ayının onuncu gününe rastlayan ve pek çok önemli olayın cereyan ettiği “Aşûra günü’nde tutulan orucun, bir yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiştir” (Riyâzü’s-Salihin, II, 509). 

Bugün Müslümanlar arasında Muharrem ayının 10’u oruç günü kabul edilirken, bazı tarihi sebeplerden dolayı da mukaddes sayılır. Özellikle Hz. Nûh (as)’un gemisinin bugünde tufandan kurtulması ve Cudi dağının tepesine oturması önemlidir. Bir başka açıdan da bu “On Muharrem” tarihi bütün Müslümanlarca son derece hüzünlü bir olayın sene-i devriyesi olarak kabul edilir ve yaşanan bu acı ve elim olay sanki bugün cereyan etmiş gibi acısı bütün kalplerde terü taze yaşamaya devam eder. Bu acı olay şüphesiz ki, Allah Rasulü Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz’in torunu Hz. Hüseyin (ra) Efendimiz’in Kerbela’da şehid edilmesi hadisesidir. Bu menhus olayda Hz. Hüseyin (ra) Efendimiz elliyedi yaşında, akrabalarından yetmiş iki kişi ile birlikte şehid düşmüş, adeta Ehl-i beyt, tümden imha edilmek istenmişti. İşte bu acı olay sebebiyledir ki, bütün Müslümanlar on dört asır boyunca her “On Muharrem” tarihini halen kanayan bir yara olarak karşılar ve o yüce şehidlerin acılarını ilk günkü gibi ta yüreklerinin derinliğinde hissederler.

Halbuki Hz. Peygamber (sav), torunları Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) Efendilerimize son derece düşkün idi ve onları çok severdi. Onlar  hakkında:“Allah’ım: Ben, bunları seviyorum. Sen de bunları sev” (Tirmîzî Sünen V, 661),“Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 288), “Hasan ve Hüseyin’i seven, beni sevmiş, onlara kin tutan da bana kin tutmuştur” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 288) buyurmuşlardı.

Biz bu gün Aşure günümüzü; bir taraftan oruç ve sair ibadetlerle değerlendirirken, bir taraftan da bilhassa elim Kerbela faciasından yakinen ibret alarak, Müslümanların birbirlerine olmaması gereken kin ve düşmanlıklarına son verecek bir ruh yapısı içinde karşılamaya gayret edelim. Her türlü fitne ve fesada karşı tedbirli olalım. Nefsi ve dünyevi makam ve mevkiler için kardeşlerin birbirlerine zarar vermesine müsaade etmeyelim. Fitne, fesad, makam, mevki ve dünyevi hırsların insanı, özelde de Müslüman’ı, Peygamber torunlarının bile canına kıyacak şekle getirmesini asla unutmayalım. Şair, “Tarihten ibret alınsaydı hiç tekerrür mü ederdi” derken üzülerek ifade etmek gerekir ki, doğru söylemiştir.

İşte yine yeryüzündeki İslam milletlerinin bir kısmı, bir taraftan sömürülürken, bir diğer kısmı da kardeş kanları ile yine ellerini kirletmeye devam ediyorlar. Yani ne acıdır ki, Aşure Günümüzü, bir kurtuluş günü olarak değil de yine matem günlerinin sene-i devriyesi olarak karşılıyoruz.

Cenab-ı Hak’tan niyazımız odur ki, bütün Ümmet-i Muhammed’e bir daha Kerbela’lar yaşatmasın, birbirlerinin gırtlağına sarılan Müslümanlar da bir an önce akıllarını başına toplasınlar ve akan kan ve gözyaşları sona ersin. Amin!

Kaynak: IGMG

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın