Çocuk ve İmtihan

cocuk ve imtihanİnsan, dünyanın cazibedâr güzellikleriyle devamlı imtihan halindedir. Zira imtihan, test etme, potadan geçirme, hası hamdan, altını taştan-topraktan ayırma anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla imtihandan gaye, mü’minleri fert ve toplum olarak pişirmek, olgunlaştırmak, temizi kirliden ayırarak temiz bir vaziyette mü’minleri cennete ehil hale getirmeye hazırlıktır. Mal-mülk, evlâd ü iyal, sıhhat, afiyet, gençlik, makam ve mansıp hepsi imtihandır. Kur’an’da “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür”1 denildikten sonra, “Malla­rınız da, çocuklarınız da sizin için bir imtihandır”2 şeklinde haber verilmiş, ardından da mal ve çocukların Allah’ı anmaktan alıkoymaması istenmiştir.3 Bu tembihler insandaki servet ve evlâd düşkünlüğüne işarettir. Demek ki mal ve evlat, fani dünyanın geçici süsleridir. Asıl kalıcı olan ise sâlih amel ile sâlih (hayırlı) evlattır. Dolayısıyla anne ve babalar çocuklarının “erkek” veya “kız” olması için değil, hayırlı olmaları için dua etmelidir. Nitekim Zekeriya (a.s): رَبِّ هَبْ لِى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً “Rabbim! Bana katından tertemiz, hayırlı bir nesil lütfet” şeklinde dua edince, Cenab-ı Hak, “Efendi, iffetli, sâlih bir peygamber olacak Yahya’yı” vermiştir.4 Hz. İbrahim (a.s) da:رَبِّ هَبْ لِى مِنَ الصَّالِحِينَ “Ya Rabbî, bana salih evlatlar lütfet!” diye dua edince, Cenab-ı Hak Hz. İsmail’e işareten فَبَشَّرْناَهُ بِغُلاَمٍ حَلِيمٍ “Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.”5 şeklinde haber vermiştir. O İsmail ki hiç tereddüt etmeden kurban olmaya gitmiştir.

Enes b. Malik’in annesi Ümmü Süleym’in bir çocuğu hastalanır ve vefat eder. Kocası Ebû Talha o esnada dışarıda olduğundan hanımı, çocuğunun ölüm haberini hemen ulaştıramaz. Hatta bir rivayete göre çocuğu yıkayıp kefenledikten sonra üzerini örter, evdekilere de kendisinden başka kimsenin Ebû Talha’ya çocuktan bahsetmemesini tenbih eder. Ebû Talha eve gelip çocuğun durumunu sorunca eşi, “o şimdi daha rahat” cevabıyla aslında çocuğun gerçek durumuna tariz yoluyla işaret etmiştir. Ebû Talha ise, onun bu sözünü çocuğun iyileştiği anlamında yorumlamıştır. Ümmü Süleym, kocasının çocuğu çok sevdiğini bildiği için böyle davranmış ve onu ölüm haberinin acısına hazırlamıştır. Sonra da: Ey Ebû Talha, bir kimse, bir aileye emânet bir şey verse de, sonra emânetini istese, iade etmeyebilirler mi? demiş, Ebû Talha da: “Hayır, öyle şey olmaz” demiştir. Böylece Ümmü Süleym, çocuğu geri alınmak üzere bırakılmış bir emânet olarak vasıflandırmış, emâneti sahibine geri vermemenin düşünülemeyeceğini Ebû Talha’ya söylettikten sonra bu emânetin geri alındığını yani çocuğun öldüğünü haber vermiştir.6 Bu olayda Ümmü Süleym, çocuğunu kaybeden hiç bir annenin gösteremeyeceği bir sabrı ortaya koymuştur. Hz. Peygamber (s.a.v) bu olayı duyunca Ebû Talha ve ailesi için dua yapmış, ve bu dua neticesinde de onların Abdullah isimli hayırlı bir evlatları olmuştur.

Sonraki yıllarda Ensardan bir kişi (İbâye b. Rifa’a) Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan ve mânasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.7

Bir kimsenin çocuğu öldüğü zaman, Allah Teala meleklerine şöyle sorar: Kulumun kalbinin meyvesi olan çocuğu elinden alınınca o ne dedi? Melekler de ‘sana hamdetti ve istircâda bulundu (yani ‘innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn’ dedi) derler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak ‘Bu kulum için cennette bir köşk bina edin ve ismini “Beytü’l-hamd” koyun’ buyurur.8 Şu halde çocuklar Cenab-ı Hakkın bir kulu ve hediyesi olarak geçici mahiyette anne ve babasının himayesine verilen birer emanettir. Bu emanet geriye alındığı zaman sabreden mü’minin mükafatının ise cennet olacağı hadiste haber verilmektedir.

Gençlik yıllarını eğlence ve işret alemleriyle geçiren Tabiinden Malik b. Dinar’ın tövbesi de şu olaydan sonra olmuştur. Malik b. Dinar’ın aşırı bir sevgi ile bağlandığı bir kız çocuğu, iki yaşına gelince aniden ölüvermiş ve onun üzüntüsünden yeme ve içmeyi terk etmiştir. Ancak bir Cuma (berat kandili) gecesi şöyle bir rüya görmüş. Rüyasında kıyamet kopmuş, Sûra üflenmiş, ölüler kabirden çıkarılmış ve insanlar haşir meydanında toplanmışlar. O esnada arkasından siyah büyük bir yılanın kendisine doğru geldiğini görmüş ve korkudan kaçarken, temiz elbiseli güzel kokulu bir ihtiyar ile karşılaşmış.

Ondan yardım istemesine rağmen o da ağlayarak “Ben zayıf bir kişiyim. Bu yılan şu an benden daha kuvvetlidir” diyerek yardımcı olamayacağını belirtmiş. Kaçarken biraz ileride ateş çukurlarına düşmek üzereyken, bir ses; “Dikkatli ol, oradan dön” şeklinde ikaz etmiş. Bu defa ihtiyar kişi tekrar karşısına çıkmış ve “Sen şu dağın başına çık. Orada Müslüman­ların emanetleri vardır. Senin de emanetin var, sana yardım eder” demiş. Dağa çıkınca altın ve gümüşten yapılmış binalar ve odalar içinde nur yüzlü çocuklar ile birlikte kendi çocuğunu da görmüş. Bu esnada yılanın kendisine tekrar yetişmek üzere olduğunu anlayınca, ne yapacağını şaşırmış. O anda çocuğu ona elini uzatmış ve içeriye alarak yılandan kurtarmış. Kızı yanına oturunca şu ayeti okumuş: ألَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنوُا أنْ تَخْشَعَ قُلوُبُهُمْ لِذِكْرِاللهِ “İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı gelmedi mi?”9 Malik b. Dinar çocuğundan bu ayeti duyunca irkilmiş ve sen Kur’an biliyor musun? demiş. Ardından da kızına kendisini kovalayan yılanın ne olduğunu sormuş. O da “O senin kötü amellerindir. Bu sebeple seni cehenneme sokmak istiyordu” demiş. Ya karşılaştığım ihtiyar kimdir? deyince, “O da zayıf olan salih amellerindir. Zayıf olduğu için seni kurtaramadı” demiş. Burada ne yapıyorsunuz deyince, “Burada gördüğün kişiler müminlerin çocuklarıdır, kıyamet gününe kadar anne ve babalarını bekleyecek ve onlara yardımcı (şefaatçi) olacaklardır” şeklinde cevap vermiş. Malik b. Dinar, rüyadan uyanınca bu olaydan çok etkilenmiş ve artık Allah’a isyan etmekten vazgeçip, tövbe ve istiğfar ederek Allah’ın emirlerine sıkıca sarılmış.10 Rüyalar, misal aleminden, kaderle alakalı levhaların yazılıp-çizilip temaşamıza sunulan yansımalardır. Gözler, bu aleme kapandığı an, öbür alemde (mânâ aleminde) cereyan eden hadiselere açılır. İşte kişiler bazen böyle rüyalar ile ikaz olunabilirler. Şu halde Cenab-ı Hakkın, emanet olarak verdiği çocuğu geri aldığında, aşırı üzülmemek gerekmektedir. Zira dünya ebedi değildir. O halde ayrılık da ebedi olmayacaktır. Demek ki dünya bir misafirhanedir, vefat eden çocuk nereye gitmişse, anne ve baba da oraya gidecektir. Bu düşünce ise kişiye manevi bir derece kazandıracaktır.

Dr. M. Selim Arık – Altınoluk Dergisi
2012 – Nisan, Sayı: 314, Sayfa: 038
Dipnotar: 1) Kehf 16/46. 2) Enfal 8/28; Teğâbün 64/15. 3) Bkz. Münafikûn 63/9. 4) Al-i İmran 3/38-39. 5) Saffât 37/100-101. 6) Buhari, Cenaiz, 33; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 107. 7) Buhâri, Cenâiz 42. 8) Tirmizî, Cenâiz, 36. 9) Hadid, 57/16. 10) Acluni, Keşfu’l-Hafa, I, 150.

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın