Her Hicret Bir Başlangıçtır…

Peygamber (as)’ın Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman diliminin Müslümanlar açısından önemi tartışılmaz. Çünkü yaşadığı toprakları, kan bağı ile bağlı olduğu akrabaları, yakın dostlarını ve havasını teneffüs ettiği bir yaşamı geride bırakarak Allah’ın emrini yerine getirmek için göç etmiştir. Rivayetlerden anladığımız kadarıyla da bu durum onu hep hüzünlendirmiştir. Kendimizden yola çıkarak anlamaya çalışacak olursak, belki de bugün bizim gibi binlerce insanın yaşadığı toprakları geride bırakarak başka bir yere değişik vesilelerle göç ettiğinde yaşadığı hüzün gibi… Bu insani bir şeydir…

Hicret elbette ki birçok göç edeni etkilemiştir. Ama Peygamber (as)’ı çok daha derinden etkiledğini biliyoruz. Kıblenin değişiminde de bu hüznün uyandırdığı bir arzunun varlığının ayetlerle sabit olduğunu görüyoruz. Bu aynı zamanda çok insani olan bir şeyin ilahi rızaya uymadığında veya ilahi rızayı emreden bir durum oluştuğu zaman ağır da gelse terk edilmesi gerektiğini izah eden önemli bir delildir.

İnsani özgürlüğün teminatı anlamında hicret Müslümanların hangi bağla kendini sınırlaması gerektiğini de bildiren bir beyyinedir. Çünkü insanlar, toprak bağı, kan bağı ve mal mülk bağı ile kendini sınırlar ve onlar aşılamadığı için çoğu kez insan esareti kabul etmek zorunda hisseder kendisini… Halbuki insani boyutu unutulmadan insanın özgürlüğünün teminatının ilahi emir ve nehiylerde saklı olduğu böylece açık bir şekilde ortaya konmuş oluyor.

Hicret, Müslüman’ın bir emir karşısında kaldığı zaman vazgeçeceği çok şey olduğunda emre itaat etmesi gerektiğini ihtar eder. Reel konumlandırmalar karşısında mazeret üreterek emri ilahiyi geriye itelemez ve ona bağlılığını belirten bir tavrı içselleştirir. Böylece nefsine ağır gelen emir ve nehiylere karşı bağışıklık kazanır ve onlara uymak konusunda bir tereddüt yaşamaz hale gelir.

Taktik ve stratejik unsurlar yüzünden emri ilahiyi bir şekilde gündem dışına iten veya başka zamanlara erteleyen Müslümanların bu konumunun çok geri bir durumu oluşturduğunu hicret sayesinde daha rahat algılayabiliyoruz. Yani insan keyfi muameleler yüzünden veya çıkarını engelleyen bir konumu ihtiva ettiğinde emri ilahiye yüz çevirdiğinde ciddi bir iman sorunu yaşadığını dillendirebiliriz. Çünkü emir her türlü konumun dışındadır. Emir kendi istisnasını da içinde taşıyor veya zaten yine bir başka emirle belirlenmiş oluyor. O yüzden yorum karakterli (içtihat) görüşlerle emir ve nehiyler öylesine bırakılamazlar…

Klasik görüş olarak hicret bitmiştir. Ama Müslüman için tevbe kapısı açık olduğu sürece yeni başlangıçlar hep var olacaktır. Ve her yeni başlangıç aynı zamanda insanın yeni bir hicretin kapısında olduğu anlamına gelecektir. Tıpkı insanın kandan inanç bağına, toprak bağından ümmet bağına, iktidarın gücünden imanın gücüne hicret etmesi gibi. Esas mesele de günahtan hayra hicret etmektir.

Hicret üzerine yeniden düşünmek ve bu vesile ile Müslüman olmanın şuuru üzerine imanımızı tazelemek elzem hale gelmiştir. Müslüman kullandığı her kavramı bir kez daha ama derinden düşünerek anlamak ve algılamak zorundadır.

Bugün Müslüman yerleşikliği öne alıyor. Varlığının kesinliği üzerine bina ediyor görüşlerini… İlahi rıza yerini ise dünyevi gaileler almış durumda… Mevcut konumu muhafaza adına ilahi emirlere sırt çevirmek günün modası… Her türlü taktik ve stratejik konumu öncelemek önemli… Ama dini gayretin ertelenmesi normal kabul ediliyor… Velhasıl Müslüman dünya yerine ahreti öncelemek konusunda mütereddit duruyor. Hicret bu açıdan da önemini muhafaza ediyor. Yani her Müslüman kendi hicretini yeniden düşünmeli ve üzerine düşen bu emri ilahiyi ertelemeden yerine getirme cehd ve çabasını gösterme zorunluluğunu hatırlamalıdır…

 Abdülaziz Tantik –Milat Gazetesi

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın