Savaş Boşnakları Tekrar İslam’a Yöneltti

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Bakir İzzetbegoviç ile Söyleşi

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç, 1956 yılında Saraybosna’da doğdu. Mimarlık fakültesi mezunu olan İzzetbegoviç siyaset hayatına Bosna-Hersek savaşı sırasında sağ kolu olduğu, babası Aliya İzzetbegoviç ile girdi. Belediye meclis üyeliğinden, Devlet Parlamentosu’nda ba
kanlığa kadar pek çok hükümet görevinde bulundu. İzzetbegoviç, 2010 yılından itibaren Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeliğinde bulunmaktadır.

Perspektif: Sayın İzzetbegoviç, adınız anıldığında Bosna-Hersek’in yakın tarihini bilen herkesin aklına gelen ilk isim babanız Aliya İzzetbegoviç. Kendisi savaş sırasında Bosna-Hersek’in başkomutanıydı ve sonrasında da başarılı bir devlet adamı olmanın yanı sıra bir düşünür ve filozof olarak tüm dünyada etkili oldu ve bugün de hürmetle anılıyor. Rahmetli devlet başkanı babanız Aliya ile aranızdaki bağ siyaset hayatınızı nasıl etkiledi? Bu sizin için ağır bir yük mü ve konu Bosna-Hersek politikasında etkin ve önemli olan makamınız olunca bu durumun olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?

İzzetbegoviç: Babam, hayatı boyunca zor bir siyasi mücadele yürütmüştür, bu mücadele onun Hakkın rahmetine kavuşmasından sonra da devam etti. Mücadelesi esnasında birçok dostun yanı sıra birçok da düşman edindi. Bana ondan miras kalan soy ismi, mücadelesi, dostları ve aynı zamanda düşmanlarıdır. Onun ismi siyaset hayatına iyi bir giriş biletidir kuşkusuz, etkili bir bilinirlik unsuru, fakat beraberinde kaçınılmaz olarak bir kıyaslama da getiriyor ki Aliya İzzetbegoviç’le karşılaştırılmak kolay değildir. Sonuçta hep onun olumlu yanları ağır basar. Onun yolu zorlu bir yoldur, fakat bu yol iyiliğin yoludur… Dünyanın dört bir yanında, çeşitli ideolojik gruplara mensup pek çok dostu bulunmaktadır, bunların tamamı saygın insanlardır. Bu dostlukların kazanılmasında kişisel özellikler ve dürüstlük büyük rol oynamıştır. Önemli olan da doğru safta yer almaktır.

Şimdi soracağım soruyu özel bulabilirsiniz, ama okuyucularımızın babanızla olan ilişkinizi merak etmesini anlayışla karşılayacağınızı umuyorum, size ondan kalan bazı tecrübeleri aktarmanızı, rahmetli Aliya’yı bir baba olarak anlatmanızı rica ediyorum.

Tüm röportajı buna adamak gerekir, bu uzun bir hikâye. Müsaadenizle kısaca, sadece kişiliğinin önemli noktalarından birine değineceğim. Romantik bir idealist ile pragmatik bir akılcının ilginç bir karışımıydı babam. Zira Aliya hayat tercihlerinde idealist bir kişilikti, idealleri için, ne görülen ne de dokunulabilen bir dünya için yaşardı. Günlük hayatta, çalışmalarında, hatta ideallerini gerçekleştirirken bile son derece mantıklı ve pragmatikti. Yalnızca gözle somut çaba ve çalışmaların sonuçlarına inanırdı. Ve son derece iyi kalpli ve sabırlı bir adamdı, bu iyiliği ile insanları doğal olarak kendisine bağlıyordu. Gençliğinde sinirlendiği de olmuştur, insanların tembelliği, sorumsuzluğu ve terbiyesizliği onu çok sinirlendiriyordu, fakat yıllar geçtikçe bu da yatıştı. Sonunda tüm gününü çalışarak geçiren bir devlet adamına dönüştü, yanında bulunmak isteyenler de bu tempoya ayak uydurmak zorundaydı. Bana asla el kaldırmadı veya hiçbir zaman ciddi bir şekilde azarlamadı, ki gençliğimde bunu yapması için haklı nedenleri vardı. Yani genel olarak insanları cezalandırmaktan kaçınırdı, affediciydi. Belki de gereğinden fazla…

Uzun süredir siyasetin içindesiniz, savaş sırasında rahmetli Aliya’nın yanındaydınız, sonrasında da hükümet düzeyinde önemli görevler yürüttünüz. Ama uzun bir süre boyunca parti içerisinde çok fazla etkili olmak istemediniz, aynı şekilde hükümet içerisinde daha üst bir makamda bulunmayı reddettiniz. Ama 2009’da parti başkanlığına adaylığınızı koymaya, akabinde 2010 yılında da Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeliğine aday olmaya karar verdiniz. Uzun süren bir isteksizliğin ardından, kendinizi tamamen siyasete adama kararınızdaki en etkili unsur nedir?

Siyaset hayatına babamın yanında olmak için girdim, ona yardımcı olabilmek için, çünkü Bosna-Hersek’teki ilk demokrat partiyi kurduğunda zaten yaşı ilerlemişti. Onun gidişinden sonra siyaset hayatını terk etmeyi veya hayatımda ikinci plana atmayı düşünüyordum. Siyaset zahmetli bir iştir, hiçbir zaman başladığınızı bitiremezsiniz, her zaman, ardında görülebilir sonuçlar bırakan mühendislik işlerini daha çok sevmişimdir. Bosna siyaset yaşamının öncüleri olan, Aliya’nın halefleri ile rekabet etmeye de niyetim yoktu, ama geçen zaman içinde benim siyasi değerlendirmelerimin onlarınkinden daha yerinde olduğunu fark ettim. Boşnak liderlerin isabetsiz strateji ve taktikleri yüzünden önemli reformların başarısız olması üzerine, daha etkili bir makama gelmeye, gelecek fırsatların kaçırılmamasını sağlamaya karar verdim.

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanlığı’nda bulunduğunuz süre boyunca diplomatik alanda yoğun faaliyetler yürüttünüz. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeliği makamındaki temel amaçlarınız nelerdir, öncelikleriniz ve amaçlarınız nelerdir ve şimdiye kadar bunların ne kadarını gerçekleştirdiniz?

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyelerinin yetkileri oldukça dar, bunlar uluslararası ilişkiler, savunma ve güvenlik başlıkları altında toplanabilir. Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyelerinin Bosna-Hersek Anayasa Mahkemesi’ni temyiz etme hakları bulunuyor, nitekim o fırsatı da değerlendirdim. Yoğun bir seyahat ve yabancı devlet adamlarını ağırlama programım vardı, Batı’da Bosna-Hersek’in ilgi odağı olmasını sağlamak niyetindeydim, çünkü dünyanın dört bir yanındaki yeni krizler uluslararası birliklerin ilgisini ve enerjisini ülkemin üzerine çekiyordu, Doğu’da ise Bosna-Hersek ile siyasi desteği ve ekonomik işbirliğini güçlendirme çabasındaydım. Anayasa Mahkemesi’nde birçok başarılı temyizim oldu, aralarından en önemlisi savaş sırasında Bosna-Hersek’i terk edip başka ülkelerin vatandaşlığını alan Bosnalıların vatandaşlıklarını kaybetmelerine engel olmamdı. Söz konusu, çoğu Batı’da bulunan, sayısı neredeyse bir milyonu bulan, dünyanın dört bir yanındaki Bosna-Herseklilerdir. Bu hedeflediğim ve gerçekleştirdiğim önemli hizmetlerden biriydi…

Türk devlet adamlarıyla sık sık görüşmeler yapıyorsunuz. Türkiye’den beklentileriniz nelerdir, söz konusu ekonomi ve siyaset olunca işbirliği ne kadar kullanışlı ve faydalı oluyor? Şu ana kadar neler yapıldı, ilişkilerin güçlendirilmesi soylesiadına yapılması planlanan şeyler neler?

Türkiye, hayli mühim olan Barış Uygulama Konseyi’nde OIC’i temsil etmektedir ve Bosna-Hersek’in bölgesel bütünlük ve egemenliğine büyük destek vermektedir. Bosna-Hersek’te Türkiyeli işadamları ve yatırımcılarının sayısı gün geçtikçe artmakta, Türkiye Hükümeti, dönüşe destek amaçlı 100 milyon Euro’luk uygun bir krediyi onayladı. Türkiye, Bosna-Hersek’e yardımda bulunabilecek ve bulunan kardeş bir ülkedir.

Bosna-Hersek’teki bazı siyasetçiler, Türkiye’nin Balkanların akıl hocası ve koruyucusu olmak istediğini söylüyorlar, bu tür iddiaların aslı nedir?

Türkiye’nin bölgeye olan ilgi ve desteğini akıl hocalığı ve koruyucu tabirleri ile ifade etmek çok doğru olmaz, dostluk ve ortaklık kelimeleri daha uygun olur bana kalırsa. Türk liderler burada barış elçiliği yapmaktalar, örneğin, Yugoslavya’nın dağılmasıyla meydana gelen ülkelerin devlet başkanlarını, Türkiye’nin de katıldığı ‘‘Üçlü Komisyon’’ çalışmaları ile birleştiriyorlar. Türkiye Osmanlı döneminden kalma eserleri yenilemekte, bu şekilde Balkanların dört bir yanında turizmin gelişmesine katkıda bulunmaktadır, Türk işadamları tüm bölgeye yatırım yapmakta, eğitim gönüllüleri çocuklarımızı Türkiye’de ve Balkanların dört bir yanında inşa ettikleri okul ve üniversitelerde okutmaktadırlar. Bunların hepsi bölge halkları nezdinde hoş karşılanıyor ve herkesin yararı dokunuyor ve hiç kimsenin endişelenmesini gerektirecek bir muhtevaya ve yoğunluğa sahip de değiller

Savaşın üzerinden neredeyse 20 yıl geçti, bugünkü manzara nasıl? Bosna-Hersek’te farklı milletlerin ortak bir yaşam sürdürmesi mümkün müdür? Ülke içerisindeki milletlerin birbirlerine karşı anlayış ve hoşgörüleri nasıl iyileştirilebilir?

Ortak yaşam elbette de mümkün, bu tabii bir durum, farklı milletlerin bir arada yaşaması tarihi süreç içerisinde oluşmuştur ve zaman zaman Bosna-Hersek’e düzenlenen dış kışkırtmalar yüzünden ortaya çıkan anlaşmazlıklar eşliğinde neredeyse 1000 yıldan beri süregelmektedir. Saraybosna’da ibadet yerleri tam anlamıyla birbirlerine dayanmaktadır, Saraybosnalılar onları yardımlaşarak inşa etmişlerdir. Tüm Bosna çarşılarında benzer bir durum söz konusudur, caminin yakınlarında her zaman ya bir Ortodoks ya da bir Katolik kilisesi veya ikisi birden bulunmaktadır. Bosna’daki etnik gruplar aynı etnogeneze (etnik temele) mensupturlar, bizim dillerimiz de aslından aynı Güney Slav dilinin üç farklı versiyonudur, sahip olduğumuz dinlerin her üçü de tek Tanrı inancına sahiptir, insanların büyük bir kısmı iyi ve ortak yaşama yatkındır, bu Milletleri birbirine düşürebilecek çatışmalardan kaçınmak gerekir, benim inancım odur ki, barış zamanla travmaları iyileştirip Bosna-Hersek’i tekrar birleştirecektir. Zaman zaman yeni bir savaş söylentisi gündeme gelmekte, bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Savaşla artık yeni keder ve yıkımlar dışında hiçbir şey elde edilemez. 20 sene önce Sırbistan ve Hırvatistan’ın Bosnalı Sırp ve Hırvatları silahlandırıp Bosna’yı bölebilecekleri düşünülü-yordu, bu sahiden gerçekçi bir seçenekti. Ancak bunu başaramadılar, ki bizden kat kat güçlüydüler, düzenli ülkeleri, orduları, suç işlemeye hazır gönüllüleri vardı. Bosna, kendisine dayatılan silah ambargosu ile bütün mahrumiyetlere rağ-men kendini müdafaa etmeyi başarabilmiştir. Savaşın artık kimseye bir getirisi yok ve benim inancım odur ki, savaş bu topraklarda bir daha asla gerçekleşmeyecektir.

Bosna halkı, sizin halkınız-Boşnaklar, kendilerine yapılan son saldırı ve soykırımdan ne tür dersler çıkardı? Yeni nesiller saldırılar sırasında yaşanan olaylar konusunda ne denli bilgililer?

Gün aşırı bilgilendirilmekteler, savaşa dair anılar, bilimsel tahliller, savaşla ilgili filmler ve kitaplar aralıksız bakir.izzetbegovicyayınlanmakta. Boşnaklar bir daha asla zayıf olmamaları gerektiğini ve zayıflığın zorbaları ve zorbalıkları üzerlerine çektiğini anladılar. Ama Boşnakların düzenli, fakat bazen de ihtilaflı görevleri vardır. Bosna-Hersekliler ülkelerinin birliğini korumaya hazır olduklarını açıkça göstermeliler. Barış inşa etmeye hazır olduklarını da, kötülüklere dair anılarını korumak, unutmamak, ama aynı zamanda barışmaya çalışmak, affetmek, kısacası farklı dinlerle ve daha küçük bir nüfusla, bir zamanlar savaştıkları insanlarla birlikte yaşamaya devam etmek zorundalar. Bu kolay ve basit bir görev değil ama bunu başarabiliriz.

İslam’ın, Bosnalı Müslümanların-Boşnakların hayatındaki rolü konusunda, saldırı öncesi ve sonrası arasında bir kıyaslama yapacak olursanız, nasıl bir değişim söz konusudur?

Savaş kötülüktür, tahribattır, zorbalıktır, aşağılamadır. Ancak, bu kötülüğün iyi bir tarafı vardır, bu da; insanların ve milletlerin bilinçlenmesi, özlerine ve dinlerine dönmelerine vesile olmasıdır. Savaş kötü insanları daha kötü bir duruma getirirken iyileri bilinçlendirip daha makul davranmalarına yol açar. İşte bu nedenlerden dolayı, Boşnaklar savaş döneminde kitlesel olarak İslam’a dönmüşlerdir. Savaş esnasında neredeyse 1000 camimiz yıkıldı, biz ise daha sonra yaklaşık 2000 cami yaptırdık ve hepsi savaştan öncekilerden daha büyük. Ve iftiharla söylemeliyim ki, her biri gençlerle dolu.

Son olarak, Bosna-Hersek’e karşı özel bir ilgi ve dostluk besleyen ve Bosna-Hersek’te yaşananlarla ve Bosnalı Müslümanların kaderiyle yakından ilgilenen Avrupalı Müslümanlara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

İslam bugün olduğu gibi geçmişte de evrensel kültür ve medeniyete çok önemli katkılarda bulunmuştur, sonra ise yüzyıllarca süren bir boşluk hasıl olmuş ve Müslümanların yaratıcılığı bu boşluğun içerisinde gerilemiştir. İslam önümüzdeki dönemde Batı kültürleriyle yapılan işbirliği ve her şeyden önemlisi Allah’ın yardımıyla ahlaki geriliği ve çöküşü durdurup sağlıklı toplumların oluşmasına yardım edecektir. Avrupa Müslümanlarının misyonu, İslam ve Batı değerlerini birleştirecek formülleri bulmaktır. Onlardan bu bilinç ile hareket etmelerini bekliyorum…

Anes Cunuzoviç – Perspektif • Sayı 220 • Nisan 2013
dz_anes[@]yahoo.com 

 

 

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın