Srebrenitsa Ah!.

srebrenitskaDüşünün bir.

20 bin kişinin yaşadığı bir kasabada 60 binin üzerinde insan yaşıyor. Nüfus yoğunluğunu kaldıramayan kasaba açlık, susuzluk ve salgın hastalık tehdidi altında hayatta kalmaya çalışıyor. 

Bosna Hersek’in doğusunda Sırbistan sınırına yakın bir bölgede bulunan Srebrenitsa kapasitesinin üzerinde bir yükü kaldırıyor olmaktan yorgun düşüyor. Sığınmacıların sayısındaki artış nedeniyle kötü beslenmeden dolayı her gün çok sayıda insan ölüyor.
Nasır Oruç komutasında direnen ve bunca hayati şartlara göğüs geren kasaba, hastalık ve açlığa verdiği ölümlere daha fazla dayanamayarak BM’nin güvenli bölge olması yönündeki teklifine -mecbur -kalıyor. Bu teminat nefes alamayan kasabaya adeta bir soluk alabilme fırsatı olarak görülüyor.

Ancak güvenli bölge olmanın bir bedeli vardır elbet ve bu bedel -kesinlikle-Boşnakların silahsızlandırılmasıdır. Buna her itiraz beraberinde BM’nin desteğini çekme tehdidi ile cevaplanıyor.

Kasabada yaşam mücadelesi veren 60 bin kişi açlık ve salgın hastalıkların pençesinde kıvranırken, Hollandalı askerler Sırp askerleri ile geliştirdikleri diyalogu pekiştirmekle meşguldür. BM tarafından Hollanda askerlerinin himaye ve korumasına bırakılan kasabada yardımların dağıtımı bile ahlaksız teklifler karşılığında yapılmaya kalkılıyor.

Güvenliğinin sağlanacağı, “dünyadan gelen yardımların kendilerine ulaştırılacağı” teminatı ile silahlardan arındırılan kasabayı bir başka sürpriz beklemektedir. Sirbistan’dan yola çıkan 10 Bin kişilik askeri birlik Srebrenitca’ya doğru ilerlemektedir. Ki, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra dünyanın dördüncü büyük ordusu olan Yugoslav ordusu ve tüm teçhizatı Sırplarda kalmıştır.
Nitekim çok geçmeden 10 bin kişilik Sırp askeri birliği ellerinde en ağır silah ve teçhizatlarla kasabanın kapısına dayanıyor. BM tarafından silahsızlandırılarak hazır lokma haline getirilen kasaba, güvenlikten sorumlu -Hollanda askerlerine rağmen –Sırp birliklerine kelimenin tam anlamıyla teslim ediliyorlar.

Srebrenitca tarihin en büyük utancına sahne oluyor o gün. Silahsız ve masum halk, kadın çocuk yaşlı genç demeden öldürülüyor. Kasabada sıkışıp kalan Müslüman Boşnaklar acımasızca katledilirlerken Hollanda askerlerinden bir ikisi kendilerini bileklerinden demirlere kelepçeleyerek tüm dünyaya-etkisiz hele getirildikleri- görüntüsünü veriyor.

Bir şekilde kaçabilmeyi başaran Boşnaklar ormanlık yoldan Tuzla’ya ulaşmayı hedeflerler can havliyle. Ne var ki 111 kilometrelik bu yol kurtuluş değil ölüm yolu olur. Sırp çentikleri yol boyunca Srebrenitca cehenneminden kaçanları acımasızca katlederler.
Srebrenitsa; 60 bin kişinin yaşamaya çalıştı, kahraman bir kenttir oysa!.Bunca yıl her şeye rağmen direnebilmiş teslim olmamıştır.
Kaderine ağlar o gün, kıp kızıl gözyaşları ile.

Akan Müslüman kanı, göğü inleten haykırışlar Müslüman annelerin feryadıdır..
Srebrenitca İhanetin en büyüğünü en -af edilemezini- yaşamaktadır o gün.

Saldırı haberini tüneli geçerek bir toplantıya giderken öğrenir Aliya İzzetbegoviç. Hemen telsizine sarılıyor ve BM yetkilisini arıyor. Yetkili “hemen helikopter gönderiyorum müdahale ediyorum” diyerek teminat veriyor. Ancak Alija daha tünelin sonuna gelmeden Srebrenitca’nın düştüğü haberi geliyor.

“ Tepemden aşağı ihanet yağıyordu sanki” der Alija. “Her yanım öylesine ihanetle çevrilmişti”..

Tam 18 yıl geçti o günden bu yana.18 yıldır hala toplu mezarlar ve şehitlerin naaşları bulunarak törenlerle defnediliyor. Tam 18 yıldır Srebrenitcanın toprakları kucağında sarmaladığı şehit bedenleri yerin yüzeyine çıkarıyor. Ve o bedenler her yıl yeniden Srebrenitca acısını tazeleyerek katillerin yaptıklarını tüm Dünyaya haykırıyor.

Ne ki utanmayı çoktan unutmuş katiller ve onların işbirlikçileri bunu zerrece duymuyor üstüne alınmıyor. 10 binlerce kişinin öldürüldüğü katliamın sorumlularına karşı açılan davalar “ Avrupa İnsan hakları mahkemesi” tarafından reddediliyor kale bile alınmıyor.

Gerçek şu ki BM’nin Srebrenitca ihanetini, AİHM yok sayarak kapatıyor.

Fakat biz unutmayacağız, kapatmayacağız.

Andolsun ki yeryüzünde masumların kanını dökenleri, Müslüman kardeşlerimizin soyunu kurutmaya çalışanları asla unutmayacağız.

“Eliniz kurusun!” diyeceğiz.

Eliniz kurusun!.

 

Ayşe Müzeyyen Taşçı – timeturk.com

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın