Safer Ayı Soru&Cevap

A Muslim man offers prayer inside a mosque on the second Friday of the Islamic fasting month of Ramadan in the northeastern Indian city of SiliguriSORU: Safer Ayı bela ayı mıdır ?

CEVAP: Safer ayı ilgili konuşulanların önemli bir bölümü Arap cahiliyesinden intikal edenlerdir. Dinen itibar edilebilecek sahih ve sarih bir bilgi yoktur. Mü’minler, Allah’ın rızasını kazanmak için uğraşmalıdırlar. Salih ameller yapmak için kendimizi zorlamalıyız. Halk arasında yaygın olan bu tür bilgilerin temel iki nedeni vardır. Birincisi, insanların gündemine girebilmek ve kalabilmek için ucuz konular kullanan hocalar ve vaizlerin etkisidir. İkincisi de cihat ve benzeri mükellefiyetleri kendileri için ağır gören halk kitlelerinin bu tür konularla dindarlık yaşamaya ve avunmaya çalışmalarıdır. Biz ise Rabbimizin rızasını istiyoruz. Allah’a emanet olunuz.

SORU: Selamünaleyküm verahmetullah. Hocam safer ayı ile ilgili çeşitli söylentiler var. Dualar Ve Zikirler kitabında safer ayı ile ilgili namazın olduğunu ve bu ayda belaların yağacağını belirtmiş fakat bunun aksini belirtenlerde var. Cahiliye dönemi arapların uğursuz saydığı aylardan sayıldığından batıl inanç diyorlar. Kaynak olarak; Ebu Hureyre’den (ra)’dan: Hastaliğin bulaşmasi diye birşey yoktur.Uğursuzluk, baykuş ve safer ayinin uğursuzluğu diye birşey yoktur. Bununla birlikte cüzzamlidan aslandan kaçar gibi kaç ! buyurdu. demiştir. Buhari (1966). bizleri bu konuda bilgilendirebilir misiniz ?

CEVAP: Selamünaleyküm.
Bu hususlarda hadisleri esas almak gerekiyor. Hadisleri esas almak, ashabı kiramın peşinden gitmek demektir ki, kurtuluş onların yolundan geçer.

SORU: Selamun aleykum hocam soru başlığım bir hadisin açıklanması biz hep şu hadisle amel ettik yalnız yine ilmine itimad ettiğim bir hocamızın bu hadisi açıklaması bizi hadisin yaşanması konusunda askıya alınabilir duygusu uyandırdı. Ben yorumu aktarayım sizin yorumunuzu da acizane isteyeyim. “kim ramazan orucunu tutar ve şevval’den de ona altı gün daha eklerse bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur”. (Müslim ve Tirmizî). İşte ayrıntılar… Müslüman’a sunulan rahmet kapısı; şevval orucu ancak bu hadisi şerifin hem sıhhatinde hem de nasıl uygulanacağı konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Hadisin Hz. Peygamber’in sözü değil¸sahabe sözü (mevkûf hadis) olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi¸ (ki¸ Ahmed b. Hanbel bu kanaattedir)¸ senedinin sahih olmadığını söyleyenler de vardır. (bkz. İbn Recep El-Hanbelî¸ latâifu’l-ma’ârif¸ s. 389) hadisi şerifteki bu tereddütlü durumdan ötürü İmam Sevrî¸ Ebu Hanîfe ve İmam Ebu Yusuf bu orucun mekruh olduğu kanaatindedirler. İmam malik de böyle düşünür ve fıkıh ve hadis ehlinden bu orucu tutan hiç kimseyi görmediğini söylermiş. Ama kendisinin kimseye sezdirmeden bu orucu tuttuğu da söylenir. Mutlaka tutulması gereken bir oruç olduğu zannedilmesin diye böyle yaparmış.(bkz. İbn recep¸ age. S.390) ama alimlerin çoğu bu hadisi şerifi böyle bağlayıcı olmayan bir konuda amel etmeye elverişli görmüşler ve bu orucu tutmanın müstehap olduğu kanaatine varmışlardır. Bu bilgilerden çıkan sonuç şudur: şevval’de tutulan altı gün orucunun¸ ramazan’ın hemen peşinden ve ramazana denk bir değerde tutulması bazı alimlere göre mekruhtur. Çünkü bu uygulamada bu orucun ramazan orucuna benzetilmesi anlamı vardır. Oysa ramazan orucu bununla kıyaslanamayacak kadar önemlidir. Ama meseleyi bilen insanların şevval ayında altı gün oruç tutmaları müstehaptır. Çünkü bu haberden en azından böyle bir anlam çıkar.Nasıl tutulacağına gelince¸ bazıların göre hemen ramazanın peşinden tutulması daha güzeldir¸ çünkü zayıf da olsa yukarıdaki hadis bir başka rivayette: “kim hemen bayramın ardından altı gün oruç tutarsa” diye nakledilmiştir. (agk.) Bazıları da bu orucu anlatan hadiste bir ayırım söz konusu olmadığına göre¸ şevval içerisinde tutulduktan sonra nasıl tutulursa tutulsun fark etmez kanaatindedirler. Bazıları da ramazanın devamı sanılmasın diye aralıklarla tutulmasının daha evla olduğu görüşündedirler. (bkz. İbn recep¸ age. S.390 vd.) Bunlardan çıkan sonuç da şudur: müstehap olan bu altı gün orucunu tutmak isteyenler bunu peş peşe tutabilecekleri gibi aralıklarla da tutabilirler. Bunların birini diğerine üstün kılacak dini bir delil yoktur. Kadınların borçlarına gelince: meseleyi şöyle anlayanlar vardır: “kim ramazan orucunu tutar ve ona şevvalden de altı gün eklerse…” dendiğine bakılırsa¸ ramazan tamamlanacak ve ayrıca şevval’den ona altı gün eklenecektir. Öyleyse kadınlar eğer varsa ramazan’da tutamadıkları oruçlarını kaza edecekler sonra altı gün daha tutmuş olacaklar ki¸ ramazanı tamamlamış ve ona şevval’den eklemiş olsunlar. Mesele elbette böyle anlaşılabilir. Ama bize göre şöyle de anlaşılabilir: ramazan orucu farzdır ve asıl tutulması gereken oruç budur. Başka hiçbir oruç buna denk görülmemeli ve denkmiş gibi tutulmamalıdır. Ancak ramazan orucunun insanları fazla yormaması ve en rahat tutulabilmesi için dinin sahibi bizi teşvik ederek recep ayından oruca alıştırmaya başlar. Şaban’da oruç biraz daha çoğalır¸ böylece ramazana birden ve aniden girilmemiş¸ hazırlıklı ve alışmış olarak girilmiş olur. Ramazan bitince de oruç yine birden bırakılmış böylece beslenme alışkanlıkları keskin zikzaklarla değiştirilmiş olmaz. Belli aralıklarla bir altı gün daha tutularak¸ hem ameller bire on karşılık göreceği için sevap katlanmış¸ hem de sağlığın korunmasına dikkat edilmiş olur. Bunun bir hikmeti bu olsa gerektir. İkinci bir hikmeti de kadınların ramazan’da tutamadıkları oruçlarının vakit kaybetmeden hemen ramazanın ardından tutulmasına teşvik edilmiş ve bu oruçta kadın erkek ayrılmadan erkeklerin de tutmaları¸ böylece kadınlara destek olmaları sağlanmış olur. Şevval’in altı gün orucunun eğer böyle bir hikmeti varsa o zaman bu orucu peş peşe tutmak yerine¸ önce daha az¸ sonra daha fazla aralıklarla tutmak daha uygun olmalıdır. Tıpkı arabayla bir tünele girerken gözleri alıştırmak için önce ışığın yavaş yavaş azaltılması¸ çıkarken de yavaş yavaş çoğaltılması gibi. Yine böyle bir hikmetin varolduğunu kabul ettiğimizde¸ kadınlar ramazan’da tutamadıkları oruçlarını şevval’de kaza ederlerse¸ hem borçlarını ödemiş¸ hem de şevval’de altı gün oruç tutmuş olurlar diyebiliriz. Bütün bunlar birer anlama çabasından ibarettir. Altı gün orucu hakkında söylenecek son ve kesin söz ise şudur: ramazan’dan sonra¸ şevval ayı içerisinde altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu orucu ramazana denk gibi görmek ve bu özenle tutmak uygun değildir. Peş peşe¸ ya da aralıklarla tutulması konusunda dini bir tercih sebebi yoktur. Kaza borcu olanın öncelikle kazasını tutması uygundur. Ama kazasını bu aya denk getiren de şevval’de altı gün oruç tutmuş olur. Kadınlar da ramazan’da tutamadıkları orucu bu ayda tutup altı günlere sayabilirler. Çünkü bu orucun müstakil bir oruç olmama ihtimali vardır ve bu ihtimale göre önemli olan bu ayda altı gün oruç tutmaktır. Zaten altı gün olmasının bir hikmeti de normal bir adetin altı gün olmasıdır. Ama kazalarını tutup¸ ayrıca altı gün daha tutmalarında da bir sakınca yoktur. Çünkü bu orucun müstakil bir oruç olma ihtimali de olabilir. Bütün bu tercihlerden birini seçmek insanların kendisine bırakılmıştır. Allahü âlem.

CEVAP: Selamünaleyküm.

Şevval ayında tutulması tavsiye edilen altı günlük orucun bize ulaşan temel kaynağı İmam Müslim’in rivayet ettiği bir hadisi şeriftir. Bu hadisi şerifin tercümesi şu şekildedir: ‘Kim Ramazan orucunu tutar ve sonra Şevval ayından ona altı gün ilave ederse bütün yılı oruç tutmuş gibidir.’ Hadisi şerif Müslim’de Sıyam, 39/2758′de kayıtlıdır. Aynı hadisi ve benzerlerini Ebu Davud, Tirmizî, Ahmed, Darimî, Beyhakî, İbni Mace, İbni Hibban, İbni Huzayme, Nesaî, Taberanî de rivayet etmiştir. İmamlarımızdan İmam Malik ve İmam Ebu Hanife ise bu orucu hoş karşılamamışlardır. Zira İmam Malik, kendisine seleften böyle bir hadisin ulaşmadığını söylemektedir. Bu iki imamızın önemli gerekçelerinden biri de, zaten kendilerine ulaşmayan bu hadise rağmen insanların bu orucu Ramazan orucu gibi farz zannetmelerinden çekinmiş olmalarıdır. Ama şunu bilmekte yarar vardır: İmam Malik’in görüşüne rağmen Maliki mezhebi bu orucu sünnet görmüştür. İmam Ebu Hanife’nin görüşüne rağmen Hanefi mezhebi Şevval orucunu sünnet görmüştür. Çünkü Hak, uyulmakta her şeyden öncedir. Burada ne İmam Malik ne de Ebu Hanife’nin (Allah onlara rahmet etsin) yerilmesini gerektirecek bir durum yoktur. Nihayetinde hak bildiklerini söylemişlerdir. Kendi yetiştirdikleri talebeleri de hakka daha yakın olanı ortaya koymuşlardır. (İmam Malik’in nedenlerini tahlil için İstizkâr yirmi ikinci bölüme bakılabilir.) Şunu da bilmekte yarar vardır. Bu ümmet, Müslim’in Sahih’ini kendisine rehber kabul etmiş bir ümmettir. Allah ondan razı olsun. Bu durumda bizim önümüzde mesele şu şekilde durmaktadır:

Ulemamızın büyük bir bölümü bu hadisi ve diğerlerini esas alarak bu orucu müstahab görmüşler, Fıkıh kitaplarında önemli bir yer vermişlerdir. İki İmamın çıkışını da saygıyla karşılamışlar ama Hadis onlar için belge olmuştur. Bize düşen de ümmetin sevadı azamını izlemektir. Fıkıhtaki ihtilaflardan lezzet almanın uygun olmadığı hepimizin bildiği bir hakikattir. Derin ilmi meseleler ehline havale edilmelidir.

Allah’a emanet olunuz.

fetvameclisi.com – Nurettin Yıldız

 

 

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın