Evlerimiz için Kur’an’dan ayet okumak

 

Kitabımız Kur’an’ı, evimizin ve işimizin yönlendiricisi olarak kabul ettiğimizi tartışmaya gerek yoktur. Zira Müslümanlık böyle bir dindir; Kur’an, her şey ise ortada bir Müslümanlık var demektir. ‘Her şey’ düzeyinde görülmeyen bir Kur’an, İslam ile bağımızda sıkıntı demektir. Müslüman olan herkesin en temel itikadı böyledir. Kimse kimsenin bu anlamda imanını soruşturamaz elbette. Ne var ki bu imanı, ne kadar evin bir parçası, ailenin bir sistemi durumuna getirebildiğimizi tartışmak zorunda kalıyoruz. Erkek, erkekliğini gösterirken kadın da, kadınlığını ispat ederken okunan bir âyet, ‘bu Allah’ın hükmüdür’ denerek önümüze konan bir hüküm, tartışmayı ne kadar bitirebiliyor? Nefsime ağır gelse de, iddiamı boşa çıkartsa da, mü’min olduğuma göre ‘evet, artık öyledir’ diyebilmekte zorlanabiliyoruz.

Böyle bir meseleyi gündem yaptığımızda, örnek olarak kadınların, ikinci evlilik yapmak isteyen erkeklerin Nisa suresinin âyetini kendisine dayanak olarak gösteren eşine karşı adeta ‘âyet bile olsa dayanağın kabul etmem!’ demeye gelen itirazlarını tek örnek olarak görmeyelim. Kadınların mirastaki paylarını erkeğe göre yarıya indiren Kur’an hükümlerinde de benzer bir tepki gösteren kadına karşı da aynı çehreyi sergileyebiliriz. Böyle bir örnekleme yani evimizde Kur’an âyetlerinin hükümran olmayışına, kadınların erkeklere tanınan meziyetlere karşı itiraz meyilli tavırlarını öne çıkarma tutumu, evlerimizde Kur’an hükümlerine karşı açık veya gizli bir direniştir şüphesiz. Erkekler, kadınların bu gizli veya açık direnişlerini, kadınların ‘o hariç!’ şeklinde özetlenebilecek kırılmalarını, evlerimizdeki Kur’an’dan ırak kalmanın yegâne örneği gibi göstermeleri haksızlıktır.

Bu haksızlık, erkeklerin kendilerini Kur’an’ın hükümlerinden biri veya ikisinin arkasına sığınarak bildiklerini ve zevklendiklerini yapma arzularından kaynaklanıyorsa bu da ayrı bir zulümdür neticede. Erkek ve kadınıyla herkes Kur’an’ın hükümleri huzurunda eğilmeye ve menfaatine uygun olsa da olmasa da ‘evet’ demeye mecburdur. İman budur, İslam böyle bir dindir. Erkekler beğendiklerini, kadınlar da kendi beğendiklerini alıp Müslümanlık yaşayacakları bir din olamaz İslam. Kur’an’ımızın hükümleri karşısında boyun bükmeyi ve bu boyun bükme hâlini, iş başa düştüğünde ispat etmeyi imanın bir pratiği olarak görmeliyiz. Hatta bu durumu, mü’min bir insan olarak karşımıza çıkabilecek, Haçlı ve Siyonist zulmünden daha ağır ve riskli bir imtihan olarak görmeliyiz. Biz, dışarıdan dinimize ve kimliğimize saldırılacağını, bizim de bu saldırıda şehadete hazır bir şekilde cihat edeceğimizi hesaplarken bir de şeytanın bizi imanımızın en temel noktası olan Kur’an’ımız üzerinden kıskıvrak yakaladığını görebiliriz. Keşke bunu görüp de dönebileceğimiz en yakın u kavşağını bulabilsek! Ne yazık ki, esasen en temel noktalarımızdan biri olan Kur’an’a göre yaşayan bir insan olma ilkemiz üzerinden kıskıvrak yakalanmış iken, iri iri sözler üzerinden slogan Müslümanlığı da yapabildiğimiz olmaktadır. Çok acil bir şekilde evlerimizde Kur’an’ın nerede durduğunu incelemeliyiz. Bu inceleme ve tahkikat da, Kur’an’ımızın devlete taalluk eden hükümleri üzerinden olmamalıdır. Devlete taalluk eden hükümlerinde ezilmişliğimizi zaten biliyoruz. Bizim özel devletimiz durumunda olan evlerimizde Kur’an’ın ne kadar hükümran olduğunu ele almalıyız. Vadiyi gösterip önümüzdeki çukura düşüren şeytana karşı bir tedbir olarak düşünebiliriz bu öneriyi.

Muhteşem Bir Örnek

Kur’an’a ne kadar yakın olduğumuzu test etmemize, evlerimizde çocuklarımızın okumaları için özendirmek istediğimiz kitabımızın bizi ne kadar etkisi altında tuttuğuna örnek olabilecek şu bilgiyi Sahihi Buharî’den (4646) okuyabiliriz. Olay, ashabı kiramın büyüklerinden Ömer bin Hattab radıyallahu anha aittir. Satır satır izlemekte yarar var.

İbni Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor:

Uyeyne bin Hıns Medine’ye gelmişti. Yeğeni Hurr bin Kays’ın evinde misafir olmuştu.

Hurr, Ömer’in meclisinde kendisine yakın tuttuğu kimselerden biri idi. Ömer, Kur’an ehli hafızları yaşlarına bakmadan meclisinde tutar, onlarla istişare ederdi.

Uyeyne yeğenine dedi ki:

‘Emirulmüminin Ömer’ın yanında itibarın var. Benim onunla görüşmemi sağlar mısın?’

Hurr da bunu yapmaya çalışacağını söyledi.

İbni Abbas, olayın gerisini şöyle anlatıyor:

Hurr, amcası için Ömer’den randevu istedi. Ömer de randevu verdi. Uyeyne Ömer’in huzuruna çıkınca dedi ki:

‘Ey Hattabın oğlu!

Bu bir felakettir; ne bize bol ihsanda bulunuyorsun ne de adaletle iş yapıyorsun!’

Ömer, bu sözlere çok sinirlendi. Adamın üzerine yürümek istedi. Tam bu sırada Hurr, devreye girdi ve dedi ki:

‘Ey mü’minlerin emiri!

Allah Teâlâ Peygamber’ine “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” Buyurmuştur. Bu adam da cahillerden biridir.’

İbni Abbas diyor ki:

Allah’a yemin ederim ki Ömer, Hurr bu âyeti okuyunca bir adım daha ileri gitmedi. Çünkü o, Allah’ın kitabına karşı çok hassastı.’

Bu örnek, evimizde Allah’ın kitabına karşı ne denli bir hassasiyet taşıdığımızı test etmemizi sağlayacak bir örnek olarak unutulmamalıdır. En gergin anlarımızda bile, Kur’an âyetlerinin durdurabildiği erkekler ve kadınlar oluncaya kadar kat edeceğimiz mesafe pek uzun olacaktır. Allah’ın kitabı bizim hem hızımız hem de frenimiz olmalıdır. İman bunu gerektirir.

Bir âyet

Oruç tuttuğunuz günlerin gecesinde kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı. Doğrusu, kadınlarınız sizin için bir örtü / bir elbisedir; siz de onlar için bir örtü / bir elbisesiniz. Allah, (oruç geceleri kadınlarınıza yaklaşma yasağını çiğneyerek) kendinizi günaha / sıkıntıya soktuğunuzu bildi de, size (yeme-içme ve eşlerinizle birlikte olma konusunda) müsaade verdi ve üzerinizden zorluğu kaldırıp sizi bundan muaf tuttu affetti. Artık şimdi (geceleri) eşlerinize yaklaşabilir ve Allah’ın sizler için yazdığı / kararlaştırdığı şeyi arayıp elde edebilirsiniz. Ve tan yerinin aydınlığı gecenin karanlığından sizce belli oluncaya kadar yiyip içebilirsiniz. Sonra da, akşam vakti girinceye kadar orucunuzu tastamam tutunuz. Bir de, mescidlerde i’tikâf’a çekildiğinizde eşlerinize yaklaşmayın. Bütün bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; bu sınırlara yaklaşmayın. İnsanlar kötülüklerden / günah işlemekten sakınıp korunsunlar diye Allah ayetlerini insanlara işte böyle açıklar.’

Bu âyet, Bakara suresinin yüz seksen yedinci âyetidir. Ayet, evlerimizde kadını ile erkeği ile mü’minlere yön vermektedir. Evi ve evde bulunması gereken iman ortamını tanımlıyor âyet. Bize ait bir sonuç çıkarabilmemize yardım etmesi için ayette geçen konuları başlıklar hâlinde ele alalım;

Oruç tutulan günlerin gecelerinde yani Ramazan ayının gecelerinde cinsel ilişki helaldir.

Kadınlar erkeklerin elbisesi gibidir, erkekler de kadınların elbisesi gibidir.

Müslümanların, Ramazan gecelerinde cinsel ilişkinin yasak olduğu bir dönemde bunu kaldırmada kullarının zorlandığını bildi ve kolaylık getirdi.

Mü’min ve Müslüman bir insan, hayatın bütün zamanlarında Allah’ın kaderini tecelli ettirme mücadelesi içindedir. Bunun için de Ramazan ayı gibi manevî havanın yoğun hissedildiği bir zaman dilimini, oruç ve benzeri ibadetlerle geçireceği gibi, Allah’tan gelen bir hak olarak, eşi ile cinsel ilişki kurabilir ve bu ilişki de, neticesinde Allah’ın kaderinde yazdığı bir çocuk varsa o çocuğun yaratılması düzeyinde ileri bir ilişki olabilir.

Sahur vakti girinceye kadar de yiyip içmek serbesttir.

Yiyip içmenin yasak olduğu gündüz vaktinde de orucun hakkı verilmelidir.

Müslüman, üzerine farz olmayan bir ibadet olan i’tikâfa girerse, i’tikâf süresince hanımı ile cinsel ilişki kurmayacaktır.

Bu anlatılanlar yani Ramazan gecesi cinsel ilişki, kadınların erkeklere/erkeklerin kadınlara karşı düzeyi, Ramazan gecesini yatak odasında, gündüzünü de takva ortamında geçirme dengesi, Ramazan gecelerinde yeni bir çocuk yaratılmasına vesile olma arayışı ortamı, yeme içme vakitlerine riayet, i’tikâf bunların hepsi Allah’ın, kullarına çizdiği sınırlardır. Bu sınırlara karşı mü’minler ikaz edilmiştir. Mü’minlerin kurtuluşu, Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşama şansları bu sınırları korumalarına bağlıdır.

Bu ayeti okumak

Sadece bu âyet, masamızın üzerine ele alınması gereken bir konu olarak konduğunda evlerimizde ne kadar Kur’an ortamı bulunduğunu anlamamız mümkün olacaktır. Ramazan ayına bakışımız, bize göre Ramazan kutsallığı, Ramazan’da orucu ve ibadetleri emreden Kur’an’a göre kutsallığın şeklinin bile ele alınması yeterlidir. Bir de, Kur’an’dan sadece bir âyetin muhtevasındaki konu renkliliğine dikkat edilmelidir. Ramazan ve orucun bulunduğu bir âyet, aynı anda, aynı cümlenin içinde, orucu, yatak odasını, i’tikâfı, yeme içme vakitlerini, erkeklerin kadınla açısından/kadınların erkekler açısından nasıl görülmesi gerektiğini beyan etmektedir. Müslümanlar olarak biz hâlâ, eşlerimizi ‘eşimiz’ olarak görme düzeyinde isek, kat etmemiz gereken mesafe de zannedilenden çok daha fazla demektir. Eşler, birbirlerinin eşi iseler, bu bakış tarzı dünyevî değerleri kullananların bakış tarzı olduğu için Kur’an düzeyini yansıtmamaktadır. Kuru bir aşk edebiyatını da kısır görürüz. Eşler, eğer Kur’an düzeyinde bir hayat yaşamak istiyorlarsa bu istek, onların birbirlerini ‘diğerinin gömleği’ olarak görmelerini gerektirecektir. Evlerimizde Kur’an okunması, mushafın gözde bir ziynetimiz olması bunu mecbur eder.

Bakara suresinin bu, yüz seksen yedinci âyetini bilmem kaç kere daha okusak acaba?

Kur’an’dan bir âyet kendisine hatırlatıldığında olduğu yerde kalan Ömerler gibi olabilmek için hangi yatırımlar gerekiyor, neredeyiz ve nereye gitmek istiyoruz gibi soruların cevabı artık rahatsız etmelidir. Çok açık bir yüreklilikle sorabilmeliyiz kendimize: Bu ayeti, gereğini yapmak şartıyla okuyabilir miyiz kendimiz için?

Nureddin Yıldız / Milli Gazete 7 Mart 2013 tarihli köşe yazısıdır.

Yunus Emre

﷽ Kul | Bosna Sevdalısı | Silahsız Muhafız | #Diriliş

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın