Yunus Emre Güleç

Eledim Eledim Höllük Eledim,

Eledim Eledim Höllük Eledim,
Aynalı Beşikte Canan Bebek Beledim.
Büyüttüm Besledim Asker Eyledim,
Gitti De Gelmedi Canan Buna Ne Çare,
Yandı Ciğerim De Canan Buna Ne Çare.

Bir Güzel Simâdır Aklımı Alan,
Aşkın Sevdasını Canan Sineme Saran.
Bizi Kınamasın Ehl-i Dil Olan.
Gitti De Gelmedi Canan Buna Ne Çare,
Yandı Ciğerim De Canan Buna Ne Çare

Mezar başında bir sohbet

Yaşlı adam, eşinin kabrini ziyaret etmek için gittiği kabristanda, bir inilti duyarak yavaşladı. Sağa sola bakınarak kulak kesildi. Ortalıkta kimseler yoktu ama, o sesi işittiğinden emindi. Önce hızlı adımlarla kaçmak istedi.
Fakat sanki büyülenmiş gibiydi. Korkudan olsa gerek ki, gücü zaten çok azalan ayakları tutulmuş, vücudu uyuşmuştu. Diz boyu otla çevrili mezarlar arasında, güçlükle ilerleyip o tarafa yöneldi. İnlemeyi bir kez daha duyunca, daha fazla yanaşmayıp yere oturdu. Tüylerini diken diken eden ses, birkaç metre ilerden geliyordu.
Yaşlı adam, bazı velî zatların, kabirdeki insanlarla konuştuğunu duymuş, bunları da herkese anlatmıştı. Belki laf olsun diye:

— Neden böyle inleyip duruyorsun? dedi. Bir derdin mi var?

Derinlerden gelen bir erkek sesi:

— Büyük bir azap çekiyorum!. dedi. Her kemiğim tek tek kırılmış sanki.

Yaşlı adam, tâ iliklerine kadar ürperdi. Acaba kendisi de, evliya mıydı? Her ne olursa olsun, bu cevabı kesinlikle beklemiyordu. Güç bela toparlanıp:

— Ne zamandır bu haldesiniz? diye sordu. Yani ne zaman öldünüz?

— Vallahi bilmiyorum!. dedi mezarda yatan. Sanki dün yaşıyordum, hatta eğleniyordum. Arkadaşlarla birlikte biraz içki içmiştik, daha sonra ayrıldık. Bu arada, sanki yüksek bir yerden düştüm. Her halde ölmüşüm ki, şimdi bu mezardayım. Üstelik de büyük bir azap çekiyorum.

— İçkinin haram olduğunu ve kabir azabına yol açtığını bilmiyor muydun? diye sordu dışardaki. Allah bilir, başka büyük günahlar da işledin.

— Keşke ellerim kırılsaydı!. dedi, adam. Keşke kırılsaydı da, o büyük günahları işlemeseydim. Keşke dudaklarım yapışsaydı da, içki denilen zehri içmeseydim. Ne yazık ki her türlü işi yaptım, kumardan tut tâ hırsızlığa kadar. Şimdi öyle pişmanım ki hiç bilemezsin. Burada bu şekilde, bir saniyecik bile kalmaktansa, ömür boyu aç kalmaya razıydım. Ağzıma içki değil, gerekirse bir yudum su bile koymazdım. Başımı da babam gibi secdeden kaldırmazdım.

— Demek baban dindar biriydi, dedi dışardaki. Neden onun yolundan gitmedin ki?

— Namaz kılmak biraz güç geldi, dedi adam. Oruç tutmak da öyle. Günde beş kez seccadeye yatmayı, uzun yaz günlerinde, aç ve susuz kalmayı istemedim. Açıkçası, havam bozulur diye korktum. Oysa şimdi bu karanlık çukurda yatıyorum. Tertemiz bir havaya, yemeğe ve suya hasret şekilde. Üstelik de dayanılmaz acılar içindeyim.

Yaşlı adam, biraz düşünceliydi. Acaba bu ölü için bir fatiha okusa, ya da dualar etse, faydası olur muydu? Bu konuda açıkçası çok ümitsizdi. Bir insan, kullarına verdiği sayısız nimetlerle merhametini ispatlayan ve kendisini en çok “Rahim” ve “Rahman” isimleriyle tanıtan Allah’ın azabına uğramışsa, âciz bir kul, o kişiye nasıl yardım ederdi?

Sessizce yerinden kalkıp ilerleyince, henüz yeni açılmış bir mezar gördü. Sahibini bekleyen bu çukurun yanında, birkaç tane içki şişesi vardı. Bir tek de ayakkabı.

Hemen o yana koştu. Boş mezarın içinde, üstü başı içki kokan bir adam yatıyordu. Ceketi de yüzüne dolanmıştı.

Yaşlı adam, önce mezara inmeyi düşündü. Fakat ağrıyan beliyle bu işi yapamazdı. Uzunca bir dal koparıp tekrar yanaştı ve bunu cekete taktırıp, sırt üstü yatan sarhoşun yüzünü açtı. Mezardaki adam, ondan fazla korkmuştu.

Yaşlı olan, bir anda rahatlayıp:

— Demek konuşan sendin? diye tebessüm etti. Seni ölü sanmıştım.

Mezardaki, derin derin nefes aldıktan sonra:

— Ben de öyle zannetmiştim!. diye sevindi. Geçen akşam buralarda içmiştik. Kafayı bulduğumda, bu çukura düşüp kaldım her halde.

Sarhoşun vücudu perişan bir haldeydi. Sırt üstü düştüğünde, üç beş tane kaburgası kırılmış, bir kez bile çalışmayan beyni sarsılmış, bütün gece o mezarda yatıp kalmıştı.

Yaşlı adam, hemen bir ambulans çağırdı. Sarhoş, mezardan kurtulup sedyeye alınırken, başını ona doğru güçlükle çevirerek:

— Sağ olasın amca!. diye teşekkür etti. İyileşir iyileşmez sana haber veririm. Bol mezeli bir çilingir sofrası düzenleyip, yeniden doğduğum günü kutlarız.

Cüneyd Suavi

İslam Barış Gücü…

Dünyanın en büyük uluslararası organizasyonlarından birisi olan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), “barış yapıcı” role sahip olmak için “kendi ordusunu” kurmaya hazırlanıyor.

Malezya ve diğer Arap basınında çıkan haberlere göre bugün Suriye’nin başkenti Şam’da başlayan ve 57 üye ülkenin dışişleri bakanlarının katıldığı İKÖ Gene Kurul toplantılarında, Müslüman ülkelerdeki çatışmaları önlemek için “Barış gücü” ordusu kurulması önerisi getirilecek.

Tamamen Müslüman askerlerden oluşacak olan İKÖ ordusu, BM’den bağımsız olacak ve Somali, Sudan, İsrail-Filistin ve İsrail-Suriye arasında barış gücü görevi alacağı belirtildi. Gazetevatan’da yeralan habere göre İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu’nun konu ile ilgili bir rapor hazırladığı ve bu raporu “İslami dayanışma”nın geliştirilmesi açılımı kapsamında sunacağı belirtildi.


Amin buyur Sultanım

Ömrümün her gününü, ömrümün her saatini, ömrümün her saniyesini seni düşünerek, seni hatırlayarak, seni anarak yaşamak isterdim. Bayramları, kandilleri, cumaları, pazartesileri bahane edip, hicrî takvimde, miladî takvimde ve bildiğim bütün takvimlerde kutlu doğumunu kutlamak, âlemi şereflendirişinin hatırına şenlenmek, neşelenmek isterdim.

Sevginle dolup taşmak, aşkınla yanıp tutuşmak, iştiyakınla coşmak isterdim. Ağlaya sızlaya eşiğine yüzler sürmek, hıçkırıklarla kapında sürünmek, ayaklarına kapanmak isterdim. Dizinin dibinde oturmak, oradan hiç ayrılmamak isterdim. Hiç olmazsa rüyada olsun gül cemalini bir kerecik görmek, mübarek avuçlarının içini öpüp koklamak isterdim.

Sultanım! Seni anlamayan yürekler, seni anlatmayan diller, seni duymayan kulaklar, sana uğramayan ayaklar murdardır, uğursuzdur…

Sana gitmeyen yollar batıldır, bataklıktır…

Seni sevmeyenler nasipsiz, seni unutanlar gafildir.

Gönüller sana doymamışsa, âlemler karanlık, dünya karanlık, ahiret karanlıktır.

Akıl sana götürmüyorsa, mantık seninle işlemiyorsa, gönül ilhamını senden almıyorsa haindir, aldatıcıdır.

Sana ulaşmayan düşünce, sana ulaştırmayan fikir yerin dibine batsın! Seni öğretmeyen tahsil, seni okutmayan okul, seni tanıtmayan öğretmen cehennemde yansın! Senin hikmetinden nasibi olmayan ideololojiler, izmler, felsefeler kahrolsun. Neslimizi senden mahrum bırakanlar, seni ondan saklayanlar, batıl fikirlerle gençliği uyuşturanlar iflah olmayacaksa yok olsun!

Sultanım! Bu dünyada sensizlikten daha büyük bir acı olamaz. Seni bilememekten daha büyük bir felaket, seni tanıyamamaktan daha büyük bir bahtsızlık yok! Biz bugün fert ve toplum olarak sana olan uzaklığımızın faturasını ödemekteyiz. Bütün bu acılarımızın ve sıkıntılarımızın ana sebebi seni hayatımızın merkezine koyamamamız ve her daim ümmetinin başında olduğunu unutmamızdır. Katliamların, savaşların, cinayetlerin asıl sebebi budur.

Sultanım! Sen evimize gelmeyince huzur ve mutluluk hanemize uğramaz oldu. Sen soframıza oturmayınca bereket yemeklerimizi terk edip gitti. Sünneti
nden uzaklaştığımız için kolaylıklar yerini zorluklara bıraktı. Bunalımlar, sıkıntılar hep birbirini kovaladı.

Allah’a isyan kokan bu şehir bize yaramadı. Bu ruhsuz taş binalar, bu edepsiz sokaklar, tıklım tıkış otobüsler, şeytan panayırı çarşı ve pazarlar bizi senden uzaklaştırdı. Biz artık içerisinde güllerin yetiştiği, meleklerin uçuştuğu, evliyaların gezindiği, huzur kokan bahçeleri istiyoruz. Biz bu bataklıktan usandık ve bin kere “illallah” dedik.

Artık bu vakitten sonra bize hesap kitap devri kapandı. Fitneli zamanın, ahir zamanın tam ortasındayız. Bu zamanda Rabb’imiz isteyene dünyayı versin ama bu duaya amin diyenlere de sana adanmış bir ömür nasip eylesin. Ki senin için bir ömür değil neyimiz varsa feda olsun.

“Ey Rabbimiz biz bu zamanın garipleriyiz, çünkü biz âlemlere rahmet olarak gönderdiğin habibin Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem’e görmeden iman edenlerdeniz. Bizim ömrümüzü al ve ona adanmış bir ömür eyle. Bizi de bu duadan döndürtme.”

Sultanım! “Es selamu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllahi ve berekatüh” sırrınca bu duamıza amin buyur ki; hem bu dünyada hem öteki alemde senden ayrı düşenlerden olmayalım.

Amin buyur ki; hüsranda olanlardan olmayalım.

Amin buyur ki; mahşer günü başımızı taştan taşa vurmayalım.

Amin buyur ki; o gün gül cemalinden mahrum kalmayalım.

Amin buyur ki; huzurda utançla boynumuzu bükmeyelim.

Amin buyur ki; sana gelelim.

Amin buyur ki; aşıkların teselli bulsun.

Amin buyur ki; duamız kabul olsun.

Aydın Başar

araştırmacı yazar

Hala Moralin Mi Bozuk ?

Hz. Adem (a.s.) gibi 200 Sene boyunca Tevbe Mi Ettin?

Hz. İbrahim Gibi Ateşe Mi Atıldın?

Hz. Yusuf (as) Gibi Kuyuya Mı Atıldın?

Yunus Peygamber Gibi Denize Mi Atıldın?

Eyüp Peygamber Gibi Vücudunu Yaralar Mı Kapladı?

Bilal Gibi Kızgın Kumlara Yatırılıp, üzerine Taşlar mı Kondu?

Hz. Muhammed (sav) Gibi Taif’te Taşlandın Mı?
Dişin Mi Kırıldı, Yüzüne Tükürük Mü Atıldı?
Hicrete Mi Zorlandın, Sevdiklerinden Mi Ayrıldın?

Hâlâ Moralin Mi Bozuk? Ne Düşünüyorsun, Dünyalık işler Mi?

Üzüleceksen, Namazını Kazaya Bıraktığın için, Teheccüde Kalkamadığın için, Birinin Kalbini Kırdığın için üzül!

Dünyanın Dört Bir Yanında Zulüm Gören Din Kardeşlerin için üzül!

Üzülürsen, Kur’an-ı Yeterince Okuyup, Hayatına Tatbik Edemediğin için üzül!

Üzülürsen, Peygamber Efendimizi, Canından, Malından, aile Bireylerinden, Her şeyden çok Sevemediğin için üzül!

Üzülürsen, Hakiki Manada Kul, Efendimize ümmet Olamadığın için üzül!

Üzül ama ümit vâr ol…

Allah’a güven.

Unutma ki Allah (cc) her sıkıntının zorluğun ardında

mutlaka bir kolaylık, güzellik vermiştir …

Son Tavsiyeler

Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş.

‘Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum’ demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı ‘Olur’ demiş çekine çekine.

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış. ‘Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana’ demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş…

Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.

Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.

Sonra oğluna dönüp sormuş: ‘Ne görüyorsun?’

Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış. ‘Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış. Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. ‘

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş: ‘Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler.

Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.


Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

‘Asıl ders bu değil!’ dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi. ‘Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak… İkisinde de bir tat yok ‘ Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu
yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. ‘İçmek istersin herhalde’ dedi.

Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü. ‘Kahve çekirdekleri gibi
birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi…
Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.’

Kahve taneleri gibi olabileceğiniz bir yaşam geçirmeniz Dileklerimizle…

Hayrola Ali?

Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
– Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
– Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
– Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
– Ahmet arkadaşımız var ya…
– Evet, ne olmuş Ahmet’e?
– Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.
– Eee?
– Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:
– Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
– Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
– Nerede çalışıyorsun?
– Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali’ye dondu:
– Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
– Çok zengin bir işadamı…
– Niçin?
– İnsanlara daha çok yardım etmek için…
– Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı?
– Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
— Neden olmaz?
— Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: ‘Ağaç yas iken eğilir.’ deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
– Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.

– Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını ‘Evet’ anlamında sallarken Ali’yi evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali’nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.

Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.

Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık ‘Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak’ diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, ‘Ne dediniz hocam?’ demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti

Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali’den utanmışsanız, maddi durumunuz iyi değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına bırakın.

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın.

Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin.

Yeter ki boş durmayın!

Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

NAMAZ bu kadar mı güzel anlatılır

Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)

‘Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.’ (Al-i İmran Suresi, [3:114])

‘Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!’ (Maide Suresi, [5:79])

‘Bana hayat bahşeden Allah’a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez’ (Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388).

‘Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.’ (Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Namaz Kiliyor musun?

evetmi hayırmı ??

Lutfen okuyun ve biraz dusunun…
Neden namaz kilmiyorsun???

namaz kilmamak icin bir sebebin mi var yoksa?
ne olabilir ki namazdan onemli olan sebep???

dur ben tahmin edeyim:
namaz kilacak vaktin yok degil mi? yada namazdan daha önemli bir işin yada Allaha kullugu unuttugumuzdan……….

sence hangisi…….
ama onların da yoktu…

ya bedir savasin
a ne demeli:

savas hic durulmuyordu aksine gittikce kizginlasiyordu, bu arada ikindi vakti cikmak uzereydi, ama kilacak zamanda yoktu karsinda en az on katin dusman vardi.
kenara cekilipte namaza duramazdin, yada namazi kilmiyacaksin di mi bence en kolayi bu…
ya onlar ne yapti Peygamberimiz 300 kisilik ordusunu ikiye ayirdi yarisi geriye cekildi diger yarisi daha ileri atildi ve daha bir kuvvetle savasti,
ve geriye cekilenler Peygamberimizin imamliginda namazi kildilar;bitince de digerleri ile yerdegistirip onlar savasmaya basladi digerleri geri cekilip namazi eda ettiler…

sence onlarin zamanı var miydi?
yok değil mi?

yeriniz mi yok………..?????

sence onların yeri var mi?

buda tutmadi baska yokmu bahanen?

yada yolculuk yapiyosundur degil mi, kilacak yer yok ki olsa kilardin…

peki onlarin var mi?

yada insanlar ne der diye aklına mı geldi

peki ya buna ne derlerdi……..

 

utanılacak bir şey değilmi………

cok aşırı yogunsun değilmi evde toptan kılarsın hepsini nede olsa kazaya bırakırız öyle kolaylık var…
Bir vakit namazi terkedene seksen sene azâb olunacaktir, seklinde hüküm yer almistir buna dayanabilecekmisin

peki ya hiç kılmayan

Allah (cc) buyuruyor ki:
‘Kitablarını sağlarından alanlar cennettedirler. Mücrimler hakkında sorarlar: ‘Sizi cehennem çukuruna ne sürükledi?’ Mücrimler diyecekler ki: ‘Biz (dünyada) namaz kılanlardan değildik. Yoksullara yedirmiyorduk. Batıla dalanlarla birlikte dalıyorduk. Kıyamet gününü de yalanlardık. Ta ki ölüm bize gelene kadar (bu hal üzerindeydik) ‘ (Müddessir Suresi: 40-47)

Cabir ibn Abdullah (ra)’den rivayet edilmiştir. Nebi (sav) buyurmuştur ki: ‘İman’la küfür arasındaki şey namazı terk etmektir.’ (Tirmizi: 2618, Kitabu’s-Salat: 887 ve İbni Ebi Şeybe İman: 44 sahih olarak rivayet etmişlerdir.)

bir dusun bakalim bu kadar vakti ne icin harciyosun, dunyalik icin degil mi?


iyi para kazaniyim, rahat yasiyim, param pulum olsun hepsi bunun icin mi?

bir daha dusun sen once kim goturmus bir bez parcasindan baska bir sey, orada rahat etmek icin kim biriktirebilmis veya goturebilmis kazandiklarini?

oraya gittiginde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?

yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadm diyemezsin, isim vardi diyemezsin degil mi?

belki sunu dersin: ‘bu kadar cabuk beklemiyordum olumu yoksa kilacaktim ileride namazimi kaza namazida kilacaktim’…ama senin yasin genc daha yaslaninca kilarsin degil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak,
ya yaslanmazsan. ..

ya sen namaz kilmadan, senin namazini kilarlarsa

 

ya bu dar ve soguk kabirde ne diyeceksın ben cok yogundum namaz kılamadım sana kul olamadımmı diyeceksın……………………..,,

 

ya azab bu kadar cetin olursa ya namazın yoksa……….kafana kazı

 

 

bunlar kadar gencmisin sen,ama bak onlar kiliyor neden?

namaza yetismek icin kosan bir cocuga Hz.Omer(r.a) ‘sen daha cocuksun bu kadar telas etmene gerek yok sen daha kucuksun namaz sana farz degil‘demisti de cocuk cevap vermisti: ‘Amca, amca! Bu icin buyugu kucugu olur mu? Daha dun mahallemizde bir cocuk oldu. ustelik benden de kucuktu. olum denen gercegin buyuk kucuk ayirdigi yok. En iyisi her yasta buna hazir olmali.

 

Hem bu yasta Namaza alsimazsam, buyuyunce kilmak zor gelebilir.’

sen hala gencim de…?

 

aaa olmadi hastasin degil mi onun icin kilamiyorsun, ozur dilerim…

ama iyilesmen icin namaz kilman gerektigini biliyor musun? oyle dememis mi Peygamberimiz ‘namazda sifa var’ kalk bir kil bakalm namazin hastaligin kaliyor mu o zaman???

bak oda hasta ustelik kac yasina gelmis…

 

 

ama ayakta duramiyosun degil mi?
oturarak kil, oturamiyosunda( yatalaksin)

 

kafanla kil o zaman, yoksa tamamen felc mi gecirdin (simdi yirttin galiba) zannetme ki yirttin o zaman da gozlerin kil bak bu kadar kolaylik var, eminim baska bahanelerinde vardir…degil mi?

yaaa bos ver hem sen niye namaz kilacaksin onemli olan kalp degil mi? senin kalbin temiz kilsan ne olacak ki?

O ‘Guzeller Guzeli'(s.a.v)nin kalbi kapkara miydi, pislik icinde miydi de, ayakalarinin alti sisinceye kadar namaz kilardi?

gordun mu kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba???

degil, degil mi?

 

bu da olmadi var mi baska bahanen kalmadi mi yoksa uyduracak bir seyler?

bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarida ben tahmin ediyim…

sabah namazina uyanamiyorsun, sabahin korunde kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin degil mi?

ya aşık oldugun kız yada erkek
senınle sabah 5 de buluşalım deseydi sen ne yapardın saatini kurar erkenden yatartın hatta uyanamam diye uyumazdın o gece peki seni cagıran senın rabbin…
ya boşver değilmi????

ya boyle bir ilan gorsen ne yapardin acaba?

 

ama gitmezdin degil mi degmez onun icin felan uykunu bozmana, sen mi gitmeyeceksin yalan bari soyleme ilk sen olmak icin geceyi orda gecirirdin…

yemegini yemeden ogleyi gecirmiyorsun belkide zevkini cikara cikara
1 saatte yiyosun yemegi degil mi, yemek daha onemli degil mi???

ya ikindi ne olacak??

dur simdi zaten yoruldun butun gun birde bu arada namaz olurmu????

ya aksam namazi???

oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten aksam vaktide kisa yetisemiyorsun degil mi?

yatsi namazini hic sorma degil mi?

o saatte namaz mi kilinir yemek yedik güzelce tıka basa doldum kanepeye uzanıp film izleme vakti

 

bunlara bulabılıyorsun değilmi vakit aman sende cok oldun dur bir dizi izleyecegiz 1 saat şurda????

1 :OLU iSEN

2: DELi iSEN

3: BEBEK iSEN

4: HAYVAN iSEN

5: iNKARCI(KAFiR) iSEN

ama yok, nasil olur sen olu veya deli degilsin, ustelik kocaman adamsin ve insansin, Allah korusun kafirde degilsin. demek ki namazdan kurtulamazsin. ………

hem bak dogada hersey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun
(mihraba vuran isik namaz kilan insan figurunu andiriyor!)

biliyorum sen onlar gibi namaz kilamazsin, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kilmak icin kendine yollar arardin bu zamanda…nasil mi namaz kilacaksin?

böyle değil…………………
oyle bir namaz kilacaksin ki Mevlana’ca:

Namaza tekbirle girmek,’ilahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !’ demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi gibi, tekbirle namaza baslamak da, ‘Allah ‘im canimiz Sana feda olsun!’ anlamindadir.
Namazda kiyama durmak, Allah ‘in huzurunda kiyametteki muhasebeyi hatirlatir. Kul, biraz sonraki hakkiyla yerine getiremedigi kullundan ve isledgi gunahlardan dolayi, utancindan ayakta durmaya dermani kalmaz, rukuya egilir.

Basi rukuda iken’Hakk’in suallerine cevap ver’ diye ilahi ferman gelir. Kul, rukudan basini mahcup olarak kaldirir. Ayakta duramaz, yuzustu secdeye kapanir.

Tekrar ona,’Secdeden basini kaldir! Yapmis olduklarindan haber ver’ diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde basini kaldirsa da, tekrar yuz ustu kapanir.

var misin böyle namaz kılmaya?

Veysel karani gibi geceleri gunduzleri namazla gecirmeye var misin?
Oyle guzel bir namaz kilarmis ki mubarek bir geceyi sadece kiyamda, bir gece sadece rukuda, bir gece sadece secdede gecirirmis…
Hz. Ali gibi, savasta yedigi okun acisindan cikaramiyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca cikariyorlar hem de kili bile kipirdamiyor, soranlara da ‘biz namaz kilarken can kusumuzu saliveririz’ demis, var misin boyle namaz kilmaya?,

Hz.Rabia gibi, gozlerinde yas kalmayincaya kadar namaz da aglamaya var misin?

ve O GuZELLER GuZELi Peygamberimiz, namazi en guzel kilan O kimse onun gibi Kilamazdi, varmisin onun ummeti olarak namaz kilmaya?
hadi ey kalbim durma artik tovbe et ve Yaradanina en guzel hamdini sun, temizle kalbini pislikten, dunyaliktan ve kula yakisir bir seklide MEVLA’ya yaklas…

hadi be ruhum hadi be kalbim uymayin siz o nefsime o hep konusur ve sizi kotuye goturur, siz ondan guclusunuz, siz ona hukmedersiniz hadi kirin onun gucunu

biliyorum yapacaksin sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habesi ezani okumaya basladi

Oyle bir namaz kilacaksin ki ezani okuyan Bilal-i Habesi olacak, namaz kildigin yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamin Hz. Muhammet Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Omer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksin… .

oyle bir namaz kilacaksin ki, sirat koprusunun uzerinde olacaksin asagisi cehennem ve karsisinda YuCELER YuCEsi Allah TEALA ve meleklerle saf tutarak…
haydi şimdi namaz zamani, haydi simdi kurtulus zamani…
önünde bunlar var….her isteğinin gercekleşecegi sonsuz yaşam yurdu cennet var……….


KURTAR KENDiNi…

  • Günde 40 rek’at namaz kılıyoruz. Bu 40 rek’atın 17’si farz, 3’ü vâcib, 20’si sünnettir.
  • Bir senede 14.600 rek’at namaz kılıyoruz.
  • Ramazan’da 600 rek’at teravih namazı kılıyoruz.
  • Toplam bir yılda 15.200 rek’at namaz kılmış oluyoruz.

Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktinde kılınan duha namazı, gece kılınan teheccüd namazı gibi nâfile namazlar 15.200 rek’at sayısı dışındadır.
Namaz kılan bir mü’min bir günlük namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiç düşündünüz mü Gelin ortalama bir rakam çıkaralım:
Namaz kılan bir mü’min bir günde en az

  • 40 def’a Besmele çekiyor.
  • 40 def’a Fatiha sûresini okuyor.
  • 80 def’a Rabb’imizin er-Rahman ismini söylüyor.
  • 80 def’a er-Rahim ismini söylüyor.
  • 213 def’a Allah-u Ekber diyor.
  • 120 def’a Sübhane Rabb’iye’l-Azim, diyor.
  • 240 def’a Sübhane Rabbiye’l-Âlâ, diyor.
  • 15 def’a Sübhaneke duâsını okuyor.
  • 40 def’a Semi Allahu limen hamideh diyor.
  • 40 def’a Rabbena ve leke’l-hamd diyor.
  • 40 def’a Âmin (Ya Rabbî! Duâlarımı kabul buyur) diyor.
  • 33 def’a Zamm-ı Sûre okuyor.
  • 21 def’a Ettahiyyatü’yü okuyarak Peygamberimize selâm gönderiyor.
  • 21 def’a Kelime-i Şehadet’i söylüyor.
  • 26 def’a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki Müslümanlara Selâm veriyor.
  • 13 def’a Allahümme ente’s-Selâmü ve Minke’s-Selâmu Tebârekte ya Zelcelâli ve’l-ikrâm, diyor.
  • 13 def’a Rabbenâ Âtina, duâsını okuyor.
  • 13 def’a Rabbenâğfirli, duâsını okuyor.
  • 15 def’a Allahümme Salli selâvatını okuyor.
  • 15 def’a Allahümme bârik selavatını okuyor.
  • 15 def’a Euzübillâhimineşşeytânirrâcîym diyerek şeytanın şerrinden Allah’a sığınıyor.

Bu zikrettiklerimiz sâdece namazın içinde okunanlardır. Namazdan önce ve sonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların dışındadır.
60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine getiren bir mü’minin yaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl hesabıyla hesaplayın bakalım, ne çıkacak karşınıza.
Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin…

Bir adın kalmalı geriye…

Bir adın kalmalı geriye..
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde!
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet,
Evet nihayet bir adın kalmalı geriye!
Birde o kahreden gurbet..
Sen say ki ben hiç ağlamadım..
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi..
Geceleri koynuma almadım ihaneti..
Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan!
..ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden..
Evet yangın!
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan!
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu!
Evet isyan!
Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın!
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı..
Bu sevda biraz nadan!
Biraz da hıçkırık tadı..
Pencere önü menekşelerinde her akşam..
Dağlar sonra oynadı yerinden..
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca!
Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam..
..ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı!
Yani ben seni sevdiğim zaman!
Ayrılık kurşun kadar ağır,gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın..
Yine de;
Bir adın kalmalı geriye..
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde!
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet!
Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye..
Bir de o kahreden gurbet..
Beni affet!

Kaybetmek için erken..
Sevmek için çok geç!

İbrahim SADRİ